ANASAHİFEHATIRATIKIZIL SULTAN MI?LİDERLİK SIRLARIFİLİSTİN DIRAMIDERSLERMUHTELİF

HATIRATI:

Belgeler

Genel:

ANASAHİFE

İNDİR

BAĞLANTILAR

İRTİBAT

Hatıratı

ABDÜLHAMİD'İN
HATIRA
DEFTERİ


» Hazirlayan: Ismet Bozdag

PINAR YAYINLARI
Beyazsaray No.: 31
Beyazıt / İstanbul
Tel: 528 40 03

Altıncı Basım: Şubat 1985
Dizgi - Baskı: Dizerfconca Matbaası
Cilt: Zafer Matbaası
Kapak: Endülüs. Grafik
Kapak Baskı: Temel Matbaası

» Yeni devlet takvimi

» (Ben Ne Şahıs Olarak, Ne Makam Olarak Sorumluyum.»

» Sultan Abdülaziz Ortada, uydurulmamış, herkesin bildiği, belli bir olay vardı ki o da rahmetli amcamın kanlı ölümü idi. Sultan Abdülâziz intihar mı etti, yoksa onu şehit mi ettiler?... Ben hâlâ o inançtayım ki Aziz amcam intihar etmiş değil, öldürülmüştür. Önce, doktor raporu o kadar lastiklidir ki dünyanın her yerinde en büyük tıp bilginleri tarafından tartışılabilir.

» Mithat Paşa'nın Sürgün Günleri Mithat Paşa'nın Sürgün Günleri 7.Mart.l333 (1917) Beylerbeyi Sarayı Demek mülkün bekâsını kendi vücuduna bağlı sanıyor-muş; O gider gitmez koskoca Osmanlı ülkesi batacak, biliyormuş? Halbuki umduklarının hiç biri olmadı. Ne içde halk onun peşinden ayaklanıp kendisini aradı, ne hatta en yakın arkadaşlarından bile bir ses çıktı. Ama dışarda ve tabiatı ile

» Ermeni Meselesi Ermeni Meselesi 12.Mart.1333 (1917) Beylerbeyi Sarayı Dün yazdığım satırları bugün bir daha okudum. Gladis-ton'un «Kızıl Sultan»! tarih sahnesinden çekileli sekiz yıl on bir ay oldu. Acaba Ermeni vatandaşlarım hallerinden daha memnun ve geleceklerinden daha güvenli midirler?..

» Jön Türkler Jön Türkler 14.Mart.1333 (1917) Beylerbeyi Ne kadar garip bir tecellidir ki, Amcam Abdülaziz Han'ı düşürmek için Avrupa'ya kaçan Genç Osmanlılar, eninde sonunda muradlarına ermişler, hem Abdülaziz Han düşmüş, hem de hemen peşinden açılan 93 Rus Savaşı Rumeli'nin yarısını alıp götürmüştü. Tıpkı onlar gibi, beni düşürmek için Avrupa'ya kaçan Jön Türkler de muradlarına ermişler, beni düşürmüşler ve girdikleri Cihan Savaşı'nda da Osmanlı İmparatorluğu'nu elden çıkarmışlardır.

» 33 yıl süren siyasetin sırrı... Kırk yıldır büyük devletlerin birbirleriyle kapışmasını bekledim. Bütün ümidim oydu ve Osmanlının bahtını buna bağlı görürdüm. O beklediğim gün geldi. Heyhat ki ben tahttan uzaklaştırılmış, ülkemi idare edenler de akıldan ve basiretten uzaklaşmışlardı. Kırk yıl beklediğim büyük fırsat, bir daha ele geçmemek üzere Osmanlının elinden çıktı gitti.

» İstihbarat 20.Mart.1333 (1917) Beylerbeyi İngilizleri istediğim ittifaka sürüklemek için Anadolu -Bağdat Demiryolu hattını Almanlara verdiğimi söylemiştim, Bunun, ayrı ve hoş bir hikâyesi vardır. Bunu da anlatmalıyım. İngilizlerin, Ruslarla ülkemizi paylaşmak için yaptığı teklife Rusların «hayır» demeleri üzerine İngilizler bana, önceleri anlayamadığım —nice aylar sonra fark edebildi-im— bir biçimde yanaşmaya başladılar.

» «Tarih Değil Hatalar Tekerrür Ediyor.» «Tarih Değil Hatalar Tekerrür Ediyor.» Hem bari orduyu politikadan çekebilseydik... Yeniçerilerin bire kadar kırılmasının üstünden kırk yıl bile geçmeden Hüseyin Avni Paşa'nın ordusu Amcam Abdülaziz Hanı tahtından indirdi. Hanedana karşı olanlar, Hanedandan yana olanlar diye bölündü yeni baştan ordu, 93 Muharebesini kaybettik. Biraderim Muradı da beni de tahttan indiren aynı ordudur. 93 Muharebesini niçin kaybettiysek, Balkan Harbini de onun için kaybettik. Tarih değil, hatalar durmadan tekerrür ediyor. Bugün bir vatan kaybediyorsak, sebebi yine odur.

» Azl Eden Utansın Eşkiya Ruhlu iki Kardeş Saray'da rahat durmadı. Harput'a sürdüm. Arnavutluk durumunun bir aralık gösterdiği şekil sebebile bir kötülükte bulunmayacağına kefil olarak İstanbul'a getirdim. Yaverlik vermiştim ve kaymakamlığa (Yarbay) kadar çıkarmıştım. Gani Bey, eşkiya ruhlu bir adamdı. Kardeşi Esat Paşa da, daha temiz bir yaradılışda olmadığı gibi... İtiraf ederim ki, ben Gani Bey'e fazla meydan vermiş olmakla uygun ve doğru bir harekette bulunmamışım... Yaşasaydı, elbette yine Harput, belki de daha uzaklara def ederdim.

» Balkan Savaşı Günleri... Dün iyi değildim. Sırtımda bir ağrı vardı. Nefes almama mani oluyordu. 76 yaşındaydım. Bir ara «acaba vâde (süre) doldu mu?» diye aklımdan geçti. Eh dolmadıysa, dolmasına da pek bir şey kalmış değildir. Fakat bugün kendimi iyi hissettim. Bir kaç söyleyecek sözüm daha var, onları da yazmış olalım.

» Abdülhamid'in Hatıra Defteri Peşinde 30 Yıl Abdülhamid'in Hatıra Defteri Peşinde 30 Yıl 1944 yılının sonbaharıydı. Bursa'daki «BOZDAĞ KİTAB-EVλne orta yaşlı bir kadın girdi. Elinde kilo ile satmak istediği kitaplar varmış... Kimden kaldığını sordum: «Osman Senaî Bey'den» dedi. Osman Senaî Bey, Mustafa Kemâl'in hocası, Türk - Yunan Savaşı'nın plânlarını yapan yaman bir kurmay, Türk diline bir gramer kazandırmış aydındı.

» ABDÜLHAMİD'İN DİLEKÇESİ ABDÜLHAMİD'İN DİLEKÇESİ Abdülhamid'in, öldürülme ve beş parasız kalma tehlikeleri içinde Devlete, Millete, Meclise ve Askere hitaben Selanik'ten gönderdiği dilekçenin tam metni.(Sadeleştirilmiştir)

» Padişaha Bir Suikast İhbarı ve Abdülhamid'in Tutum Padişaha Bir Suikast İhbarı ve Abdülhamid'in Tutumu Ondört yıl Mabeyin kâtipliği yapmış, daha sonra Dahiliye Nazın olmuş Reşit Bey, zamân zaman Abdülhamid'in gadrine de uğramıştır. Bu bakımdan yayınladığı hatıraların ciddiyetine güvenilebilir Reşit Bey, kitabında şunu anlatıyor:

İSMET BOZDAĞ

ÎSMET BOZDAĞ:. 1932 Bursa. Araştırmacı, yazar. Daha çok yakın tarihle ilgili araştırmaları ile tanınmıştır. Eserleri: «Başvekilim Adnan Menderes» (1968 Celâl Bayar ile beraber), -Bir Çağın Perde Arkası» (1976), «Demokrat Parti ve Ötekiler» (1978), Kemal Tahir'in Sohbetleri» (1080), «Üçüncü Çözüm» (1983), «İşte Japon Modeli» (1985).

Ayrıca «Pekin'de Gömülen Marksizm» adlı bir çalışmasını bitirmek üzere. «Günümüze Aykırı Düşünceler» ismiyle yayınlanması düşünülen, konulan itibariyle hayli ilginç olacağını sandığımız bir eserin de üzerinde çalışmaktadır.

ABDULHAMİD HANIN HATIRATI içindekiler



ÖNSÖZ / 7

YENİ DEVLET TAKVİMİ / 9

Şehzadelik Günleri / 10, Edebiyatçıların Değil Edepsizlerin Düşmanıydım / 13, Mithat Paşa / 18, O İşret Gecesinde / 21, Mithat Paşa'nın ölümünde Parmağım Yok / 22, Sultan Abdülaziz Öldürülmüştür / 27, Balkan Hadiseleri / 31, Siyasette Taviz Zorunludur / 32, Sait ve Kâmil Paşalar / 33, Daha Kuvvetli Bir Rusya Doğabilir / 36, Mithat Paşa İngilizlere Güveniyor / 39, Sadrazam Ordu Mevcudunu Bilmiyor / 41, Konsolosluğa Sığınan Vezir / 45, Namık Kemal / 47, Kızıl Hayvan / 53, Ermeni Meselesi / 55, Jön Türk - Ermeni işbirliği / 59, İngiliz Aldatmacası / 77, Akıllan Fikirleri Petrolde / 79, Osmanlı Devleti'nde istihbarat / 81, Hep Akıllı insan Aradım / 83, Ermeni Kundakçılarını Alkışlayan Münevverlerimiz / 86, Doksanüç Muharebesini Tarih Şaşırmadan Yazacaktır / 93, Ordu içinde ikilik / 95, Tarih Değil Hatalar Tekerrür Ediyor / 99, 31 Mart Hadisesi / 102, Yanlıştan Yanlışa / 111, Padişah, Tarih ve Allah Huzurunda Hesap Verir / 112, Kaçmaya Tenezzül Etmedim / 115, Selanik'te ilk Günler / 121, Padişah'ın Şahsî Serveti Alınıyor / 126, Demek Devlet Yoktu / 137, Balkan Savaşı Günleri / 148, Buradan Benim Cenazem Gider / 151, Talât Paşa'nın Ziyareti / 155, Enver Paşa Kılıcını Çıkarmıştı / 160.

HATIRALAR NASIL BULUNDU / 165 BELGELER VE RESİMLER / 185

II. Abdülhamid Han SUNUŞ

SUNUŞ

II. Abdülhamid Han, Osmanlı sultanları içerisinde kuşkusuz en çok tartışılanı. Osmanlı tarihinin en çetin ve zorlu bir döneminde tahta çıkan Sultan II. Abdülhamid, şahsî özelliklerinden çok, devrinde meydana gelen oldukça önemli siyasî-sosyal gelişmeler karşısındaki tutumuyla yerilmekte ya da övülmekte-dir. Hakan'ın şahsıyla ilgili ithamları ve bunlara karşı yapılan savunmaları önemsiz bulabilir ve kulak ardı edebiliriz. Ama otuzüç yıllık muazzam bir tarih dilimini kapsayan ve siyasî entrikalarla beraber Batılı düşünce akımlarının da alabildiğine hız kazandığı, buna karşılık Pan-Türkizm ve Pan-İs-lâmizm tezlerinin boy gösterdiği, Batılı devletlerin siyasî ve psikolojik baskılarının doruk noktasına ulaştığı bir dönemi, «II. Abdülhamid dönemi»ni dikkate almamak mümkün müdür? Tanzimat'la başlayıp Meşrutiyetle alevlenen ve nihayet Cum-huriyet'le devam eden «Batılılaşma» sürecinin, genelde aydınlar tarafından çok dikkatli bir biçimde değerlendirilmesi gerektiği itiraz kabul etmez bir hakikat olsa gerektir. Günümüzdeki kültürel ve siyasal gelişmelerin temelleri hiç şüphesiz yakın tarihimizde aranmalıdır. Bu yüzden Abdülhamid devri özel bir önem tanımaktadır.
Kitap bir "Abdülhamid savunması» olarak değerlendirilmemelidir. Hakan'ın anlattıkları, yer yer, kendisine yapılan ithamlara cevap niteliği taşıyorsa da; bu anılar bizce, daha çok yakın tarihimizin önemli olaylarına ışık tutması açısından kıymet arzetmektedir. Anılar, yalnız tarih araştırmacıları için değil, günümüzü anlamak ve geçirmekte olduğumuz sosyo-kül-türel değişmelerin dinamiğini kavramak isteyen aydınlarımız içinde paha biçilmez bir malzeme niteliği taşımaktadır.

Bu arada çok önemli gördüğümüz bir hususu okuyucularımıza hatırlatmayı gerekli görüyoruz: Sultan II. Abdülhamid, hatıralarının bir yerinde, dikkatli okuyucularımızın gözünden kaçmayacağına emin olduğumuz bu- değerlendirme yapmaktadır; Cemaleddin Afganî hakkında... Bilindiği gibi Afganî iki kez İstanbul'a gelmiş ve bir süre kalmıştır. Zamanın Şeyhülis-lâm'ı ve bazı din adamları ile arasında geçen tartışmalar gerçekten tatsız ve nahoş olmuştur. Yazıktır ki, 19. yüzyılın ikinci yarısındaki Islâmî hareketlerin pek çoğu üzerinde büyük tesirleri olan Afgani ülkemizde yanlış anlaşılmıştır, istisna kabul edilebilecek birkaç kişinin dışında, bu olumsuz imaj, Ab-dülhamid'den Şeyhülislâm'a kadar pek çok insan üzerinde hakim olmuştur. Ancak, Mehmet Akif ve benzeri birkaç kişi, O'nu hararetle müdafaa etmişler ve Afganî'yi lâyık olduğu mevkiye oturtmaya çalışmışlardır. Sırât-ı Müstakimin 91. sayısında, Akif onun hakkında şunları söylen

«Bugün Mısır ülkesinde islam adına mücadele eden ne kadar insan varsa, bütün bu kıymetli insanlar Cemaleddin Afga-nî'nin yetiştirdiği kişilerdir...

«Merhumu ne Afganistan'da, ne Hindistan'da, ne Avrupa da ve ne de Osmanlı toprağında rahat bırakmadılar. Hiç bir yerde onu rahat ettirmediler. Cemaleddin, islâm dininden biraz taviz verse idi, İslâm için mücadele etmekten biraz olsun vazgeçse idi, dünyanın her tarafında itibar ve makam bulurdu. Debdebe ve şatafat içinde yaşardı. Fakat o bütün mansıblara ulaşmak kabiliyetinde olduğu halde, islâm konusunda tavizsiz olduğu için, bunların hepsinden mahrum bırakılmış bir büyük insandır. Hiç kimsenin dayanamayacağı hakaretlere ve taarruzlara kendi imanı ile karşı koydu. Kâmil, üstün kelimesinin ihtiva ettiği manaya göre o bir yaşayan sehid idi...» (1)

Sultan Abdülhamid'in Afganî ile ilgili ifadeleri, bizce, içerisinde bulunduğu konum ve şartlar açısından değerlendirilmelidir. Bilindiği gibi Afganî «saltanat» anlayışına karşıdır ve saltanatı «ittihad-ı islâm»a bir engel olarak görmektedir. Sultan Abdülhamid ise «Pan-İslâmizm»i savunmakla beraber saltanat makamının sahibidir. Hakan'ın, İngilizler'in Hilafeti yıkma çabalarıyla Afganî'nin düşünceleri arasında bir paralellik görmesi, olayları çok yönlü değerlendirmek ve her türlü ihtimali hesaba katmak alışkanlığından kaynaklansa gerektir.
Ayrıca şunu belirtmekte yarar var. Abdülhamid dönemine ilişkin sayılan çok olmasa da, hatırat türünde kitaplar yayınlandı. Bunlardan bilhassa, belli aralıklarla birkaç kez Ab-" dülhamid'in sadrazamlığını yapmış «Sait Paşa'nın Anılarının(2) bu kitap açısından bir ayrı önemi var. Olayların birbirine tekabül etmesi ve bu olaylara ilişkin değerlendirme tarzlarının ve davranışlanın açıkça görülebilmesi açısından, Sait Paşa'nın Anı-ları'nın da bu eserle beraber okunmasında yarar olduğu kanaatındayız.
Sonuç olarak tekrar belirtelim ki, bu anılar, tarihçiler, araştırmacılar ve aydınlar için bir malzemedir. Bu değerli belgeler, Osmanlı tarihinin son yüzyılının daha objektif ve daha gerçekçi bir şekilde incelenmesine yardımcı olacaktır kanaatindeyiz.

PINAR YAYINLARI

(l) Modernleşmek mi, islâmlaşmak mı? M. Akif Ersoy. îhya yy. 1983-İst.
(2) Sadrazam Said Paşa, Anılar. Haz. Şemsettin Kutlu, Hür. yy. 1977 - İstanbul.