ANASAHİFEHATIRATIKIZIL SULTAN MI?LİDERLİK SIRLARIFİLİSTİN DIRAMIDERSLERMUHTELİF

Genel:

ANASAHİFE

İNDİR

BAĞLANTILAR

İRTİBAT

ACEMI SIYASETÇILER

İttihad ve Terakki Cemiyeti liderleri, yaptıkları acemi siyasetleri ile ortalığı birbirine katmışlardı. Yapacakları icraatlarda kendilerine destek olması için, Selanik'ten avcı taburlarını getirerek taş kışlaya yerleştirdiler. Kendilerine karşı olanları çekinmeden öldürüyorlar, memlekette terör havası estiriyorlardı. Kısa zamanda halkın huzuru kaçtı. İttihatçılar lanetle anılmaya başlandı. Yine bunların baskısıyla hükümet alaylı subayları ordudan çıkarttı. Bu sırada bazı gazeteler, İttihatçılara karşı halkın dini duygularını galeyana getiren neşriyat yaparak, halkı ve orduyu isyana teşvik ediyordu. Rumi 31 Mart günü dördüncü avcı taburuna bağlı askerler gece yarısı isyan ederek subaylarım hapsettiler. Padişah Abdülhamid" Han, isyanı Hüseyin Hilmi Paşanın gönderdiği bir telgraf sonucu öğrendi. İsyancılar sadrazamın azledilmesini, görevden alınan alaylı subayların tekrar orduya alınmasını istiyorlardı. Bunun üzerine Hüseyin Hilmi Paşayı sadrazamlıktan azl ederek yerine Tevfik Paşayı getirdi ve Müşir Edhem Paşayı da harbiye nazırı yaptı. Mabeyn başkatibi ile isyancılara isyandan vazgeçtikleri takdirde affedildiklerine dair bir hatt-ı hümayun gönderdi. Bunun üzerine isyan bir mikdar yatıştı. Ancak, ertesi gün yine alevlendi.

İsyanın Rumeli'deki yankısı büyük oldu. Hadisenin kim tarafından hazırlandığı belli olmadığı için, Sultan boy hedefi oldu. Üçüncü ordu ile gönüllü Bulgar müfrezesi ve Sırp, Yunan, Yahudi, Arnavut çetecilerden müteşekkil bir ordu kurularak İstanbul'a sevk edildi.

Kızı Şadiye Sultan'dan nakledelim;

"Etlerim Cımbızla lime lime lime edilse bile bir ecnebi devlete sığınmam"

"Yıldız Sarayının duvarları kalın ve çok yüksekti. Muhkem demirden büyük kapıları vardı. Bu kapılarda gündüz ve gece askerler nöbet beklerdi. Harem cihetinde, geceleyin nöbetçiler iç kapının önünde görünün, gündüz ise uzaktan burasını gözaltında bulundururlardı...

"Bu telaşlı ve sarayda emniyetin yok olduğu sıralarda, İngiltere, Fransa, Almanya gibi büyük devletlerin elçiliklerini babamla mülakatları vardı. Halihazır vaziyet karşısında kendilerine müracaat vaki olduğu takdirde, devletlerinin babamın emirlerine amade olduklarını resmen bildirmişlerdi. Babam bilmukabele teşekkür etmiş ve böyle bir şeye lüzum olmadığını beyan etmişti."

"Mülakatı takiben babamın: (Bu hazırlıkların, tamamiyle benim hayatım üzerinde olduğu, gün gibi aşikardır.Amcam Abdülaziz'i akibetıne maruz kalacağım ise bence malum! Bununla beraber etlerimi cımbızla koparacaklarım bilsem, bir ecnebi devlete ilticayı düşünmem. Vatanımdan kaçmak mucib-i ardır. Hatta bu, benim gibi otuzüç sene bir devlete Padişahlık etmiş bir insanın irtikab edemiyeceği en büyük alçaklıktır. Ben Allahıma ve mukadderatıma tabiim! dediğini bizzat kulaklarımla işittiğim vakit içinde buluğunduğumuz halin vehamet derecesini ancak kavrayabilmiştim. Bütün kuvvet ve kudret, şimdi bir gölge gibi, Yıldız duvarları içine çekilmişti. Bunun ötesi, meşruti idarenin muhafazısana memur askeri kıt'alarla işgal edilmişti. Kıt'alar saraydan ziyade, parlamentoyu koruyacak tarza vaz ve tertip edilmişlerdi...

Babama isnat olunan 31 Mart vak'ası zuhur ettiği vakit ben onyedi yaşında idim.Babamın hadiseden hiç haberi yoktu.Duyduğu vakit çok müteessir olmuştu.Mes'ele bir garazkar grubun tahrikiyle ve Meşrutiyet muhafızı kıt'aları(şeriat isteriz!) diye parlemento aleyhine isyan ettirmek şeklinde babamın padişahlıktan hal' edilmesi için icat edilmiş çok feci bir tertip idi."(293)

Mevcudu on beş bine varan Hareket Ordusu, 24 Nisan'da Topkapı ve Edirnekapı'dan şehre girerek yol üzerindeki askeri karakolları teslim aldı ve Harbiye Nezaretini işgal etti. Taksim kışlası ile Taşkışla'daki mukavemet, şiddetli top ateşi karşısında kırıldı. Bu arada Yıldız Sarayının işgali sırasında Sultan Abdülhamid Han kendisine sadık olan Birinci ordu ile, Hareket ordusuna karşı konulması hususunda yapılan teklifleri kabul etmeyerek; "Müslümanların halifesi olduğunu ve Müslümanı Müslümana kırdıramayacağım" söyledi. Eğer ülkenin en mükemmel ordusu olan Birinci Orduya, karşı koyma emri verilseydi, derme çatma olan Hareket ordusu bir anda dağıtılabilirdi. Padişah'ın emrine boyun eğen askerler silahların teslim edince, 25 Nisan günü Hareket Ordusu İstanbul'a hakim oldu. Mahmud Şevket Paşa, sıkıyönetim ilan ederek suçlu suçsuz bir çok insanı idam ettirdi. Yüzlerce Balkan çetesiyle saraya girerek kıymetli eşyaları yağmaladı. İttihad ve Terakki hakimiyetini devam ettirmek için İstanbul'da terör havası estirmeye başladı.

27 Nisan 1909 günü Ayan ve Mebuslar meclisi toplandı. Ay an'dan Gazi Ahmed Muhtar Paşa, kürsüye gelerek, önceden kararlaştırıldığı gibi Padişah'ın hal' edilmesini teklif etmişti. Bu teklif kabul edildikten sonra, yine Gazi Ahmet Muhtar Paşa, hal' kararının bir fetvaya istinad ettirilmesi lüzumuna işaret etmişti. Hal' fetvasının ilk müsveddesini mebuslardan Elmalılı Hamdi Yazır hoca yazmıştı. Fetvada Sultan Abdülhamid Hana 31 Mart İsyanına sebeb olmak, din kitaplarını tahrif etmek ve yakmak, devletin hazinesini israf etmek, insanları suçsuz oldukları halde idam ettirmek... gibi asılsız suçlar yükleniyordu. Fetva emini Hacı Nuri Efendi bu suçlamaların iftira olduğunu ileri sürerek fetvayı imzalamadı. Ancak Meclis, bu fetva gereği Sultan'ı hal' kararı aldı.

Nihayet, hal' kararını Padişah'a tebliğ için, Ayan ve Mebusanı temsilen bir heyet seçilmiş ve Yıldız Sarayına gönderilmişti.