Yazı olarak
FİLİSTİNTEMEL GÖSTERGELERFİLİSTİNİN TARİHİFİLİSTİN BARIŞ SÜRECİFİLİSTİNDE İNSAN HAKLARIFİLİSTİN DİRENİŞ ÖRGÜTLERİŞAHSİYETLER

FİLİSTİNDE İNSAN HAKLARI:

Katliamlar

Filistinli Mülteciler

İntifada Sonrası

Utanç Duvarı

Yerleşimciler

Mitchell Komisyonu

11 Eylül Sonrası

Şeyh Ahmet Yasin

Genel:

FİLİSTİN

ÖNSÖZ

BÜLENT YILDIRIMIN TAKDİMİ

YASER ARAFATIN TAKDİMİ

GİRİŞ

FIHRIST

SONUÇ

KRONOLOJİ

KAYNAKÇA

İTHAF

Ortadoğuda yeni utanç duvarı

Güvenlik Duvarı: Ortadoğu’da Yeni Utanç Duvarı
Güvenlik duvarı ilk kez İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un 21 Şubat 2002 tarihinde Filistin ile İsrail arasında güvenliği sağlamak için „tampon bölge“ oluşturma yönünde alınan kabine kararını kamuoyuna açıklamasıyla gündeme gelmiştir. Ardından Şaron 3 Haziran’da temel olarak Yeşil Hattı takip edeceği öne sürülen 700 kilometrelik duvarın 110 km’lik kısmının inşasını onaylamıştır. İsrail kabinesi 23 Haziran’da bir oya karşı 25 oyla yeni „güvenlik konsepti“ni kabul etmiştir. Üç etapta inşa edilmesi planlanan duvarın ilk etabı olan kuzeyden güneye 110 kilometrelik kısım Temmuz 2003 sonunda tamamlanmıştır. Kilometre başına maliyeti 1.6 milyar dolar olan duvar, 8 metre yükseklikte olup tamamlandığında, Berlin Duvarı’nın uzunluğunun 10 katından fazla ve yüksekliğinin 2 katı olacaktır. Her 200 metrede bir gözlem kulesi bulunan duvar, elektrikli tel örgülerle, derin ve dört metre genişlikte hendekler ile çevrilidir. Duvarın yakınlarında kimsenin dolaşmaması için uzaktan kumandalı silahlar bulunmaktadır. Kimi bölgeler ayak izlerinin takip edilebilmesi amacıyla kumlarla kaplanmıştır. İsrail askerlerinin sürekli devriye gezdikleri bir de yol vardır.
İlk etabın inşası sırasında, duvar ile Filistin bölgesi arasında kalan yaklaşık 35 metre içindeki tüm evler (yaklaşık 280 Filistinlinin evi) yıkılmış, 83.000 ağaç sökülmüş, 35.000 metrelik sulama ağına zarar verilmiştir. Bu sayıların duvar bitene kadar en az üçe katlanması ve yaklaşık 300.000 Filistinlinin topraklarından kopması beklenmektedir. İnşaatla birlikte duvara yakın bölgelerde yaşayan Filistinlilerin hayatları ciddi bir şekilde etkilenmiştir. Örneğin, 42.000 nüfuslu bir zamanların zengin pazar şehri olan, Batı Şeria’nın su kaynaklarının yaklaşık yarısının bulunduğu, bölgenin meyve-sebze üretiminin yaklaşık %42’sini sağlayan ve hatta bu ürünleri İsrail ile Körfez ülkelerine ihraç eden Kalkilya’nın şu anda üç tarafı duvarlarla çevrilmiştir. Kalkilya’nın üçte birine el konmuş, dokuz köy 18.000 sakini ile birlikte duvarın diğer tarafında kalmıştır. Bir işgalci askerin çıkış noktasını keyfi olarak kapatmasıyla kasaba hapishaneye dönebilmektedir.
Duvar inşası insan haklarını ve uluslararası hukuku ihlal anlamına gelmekte ve BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile garanti altına alınan haklar çiğnenmektedir. Filistinlilerin serbest dolaşım hakkı (duvarlarla kuşatılan halk ancak belli noktalardan giriş-çıkış hakkına sahiptir ancak; bazen İsrail askerleri kapıları açmayı reddetmektedir. Örneğin, Eylül 2003’te Yahudi bayramının olduğu bir dönemde kapılar 20 gün kapalı tutulmuştur.), çalışma hakkı (köylüler kendi topraklarına ulaşamamakta), mülkiyet hakkı (on binlerce Filistinlinin toprakları duvarın diğer tarafında kalmıştır, pek çok ev yıkılmıştır), sağlık ve eğitim hizmetlerine ulaşma hakkı engellenmektedir. Duvar ile Yeşil Hat arasında kalan Filistinliler evlerinde kalabilmek için özel izin almak durumunda iken, illegal yerleşimciler serbestçe dolaşabilmektedir. Batı Şeria’daki yerleşimciler %1.6’lık bir toprağı işgal ediyor olsa da, yerleşimleri birbirine bağlayan yollar dikkate alındığında bölgede İsrail kontrolü %46’ya ulaşmaktadır.
Duvarın ilk etabının Temmuz ayında tamamlanmasının ardından, ikinci etabın güzergahı konusunda gerek İsrail hükümeti içindeki gerekse ABD ile arasındaki görüş ayrılıkları dolayısıyla karar gecikmiş; ancak Ekim ayı içerisinde Şaron, ikinci etabın güzergahını onaylamıştır. Duvar inşasının genişletilmesini engellemek üzere Filistin tarafından hazırlanarak BMGK’ya sunulan tasarı, ABD vetosu sebebiyle Konsey’den geçememiştir. Tasarı 15 üyeden 10’unun kabul oyunu alırken, İngiltere, Almanya, Bulgaristan ve Kamerun çekimser kalmıştır.
21 Ekim tarihinde BM Genel Kurulu’nda duvar inşasını uluslararası hukuka göre gayrimeşru sayan ve İsrail’i inşaatı durdurmaya ve yıkmaya çağıran karar, 144’e karşı 4 ret (ABD, İsrail, Mikronezya ve Marşal Adaları) ve 12 çekimser oyla kabul edilmiştir. Ardından BM Genel Sekreteri Kofi Annan, İsrail’in duvar inşasını durdurması ve Genel Kurul’un bu konuda aldığı karara uyması yolunda bir rapor hazırlamıştır. Raporda, taraflardan Yol Haritası’na uymalarının istendiği bir dönemde duvar inşasının sürece oldukça zarar verici bir davranış olduğu vurgulanmış, 1967 sınırlarından 13 mil doğuya kayan duvarın uluslararası hukuku ihlal ettiği ve Filistinlilerin hayatlarını daha da zora soktuğu belirtilmiştir. Duvar, Batı Şeria’nın %16’sını ayırmaktadır. Bu Batı Şeria’daki 17.000 ve Kudüs’teki 220.000 Filistinliye tekabül etmektedir. Güzergah tamamlandığında 160.000 Filistinli daha çevrelenmiş olacaktır. Raporda ayrıca duvar inşasının gelecekte bağımsız ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir Filistin devletinin kurulmasını zorlaştırarak uzun vadeli barış çabalarına zarar vereceğinin altı çizilmiştir. Öte yandan BMGK, 8 Aralık 2003’te duvar inşasının uluslararası hukuka göre meşru olup olmadığı konusunda Uluslararası Adalet Divanı’nın tavsiye kararı alması yönünde bir karar taslağını oylamıştır. 90 kabul, sekiz red ve 74 çekimser oyla karar Genel Kurul’dan geçmiştir.
İsrail ısrarla duvarı güvenlik amacıyla inşa ettiğini belirtse de, aslında bu, güvenliği sağlamaktan ziyade bölgede istikrarsızlığı ve şiddeti arttırmaktadır. Gettolara hapsedilen Filistinlilerin hayatlarını daha da çekilmez bir hale getirmektedir. İsrail’in amacının salt güvenlik olmadığının en önemli göstergelerinden biri duvarın güzergahıdır. Zira duvar, ateşkes hattı olan Yeşil Hattan geçmemekte; Yahudi yerleşimlerini koruyacak biçimde en verimli Filistin topraklarını, Batı Şeria’nın doğusundaki ve batısındaki su yollarını ve yer altı su kaynaklarını kapsayacak şekilde inşa edilmekte ve kimi bölgelerde 5 / 20 km içeriye kadar girmektedir. Ayrıca duvar, Filistin şehirleri ile kırsalını birbirinden ayırmaktadır. Duvar inşaatı işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail’in yavaşça ve sessizce gerçekleştirdiği etnik temizlik stratejisinin bir parçasıdır. İsrail her ne kadar Filistin yönetiminin güvenliği sağlayamaması sonucu böyle bir tedbire başvurduklarını ve bunun geçici bir mahiyette olduğunu vurgulasa da, tecrübelere binaen bunun gerçek olmadığı iddia edilebilir. Zira İsrail, bugüne kadar dış baskı –özellikle ABD baskısı- olmaksızın işgal ettiği hiçbir topraktan çekilmemiştir.
Duvarın de facto sınır olacağı yönünde endişeler giderek artmaktadır ki bu, Şaron’un uzun vadeli planlarına da uygundur. İnsan Hakları Komisyonu Özel Raportörü John Dugard, Filistin topraklarındaki insan haklarına ilişkin hazırladığı raporunda; İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında aşırı güç kullandığını, insan haklarını ihlal ettiğini, Batı Şeria topraklarının önemli bir bölümünü kendi tarafında bırakarak 210.000 Filistinlinin tarlalarından, okullarından, işlerinden, sağlık merkezlerinden koparıldığını belirtmiş ve raporunu şu şekilde bitirmiştir: „İsrail duvar inşasının geçici bir güvenlik tedbiri olduğunu ifade etse de bence bu İsrail’in Filistin topraklarını sessizce ilhakının bir çeşididir. Bu duvarın bir kısmını gördüm; eski Berlin Duvarı bunun yanında çok küçük kalıyor. Bu de facto ilhaktır.“