Mekke-i Mükerreme

Kâbe; Allah Teala'nın rızası için yeryüzünde ilk inşa edilen mescid; Beytullah'ın bulunduğu mukaddes şehir. Bu şehrin Kur'an-ı Kerim'de geçen Bekke, Ümmü'l Kura ve Beledü'l-Emin şeklinde değişik isimleri vardır.
Mekke, Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde Kızıldeniz kıyısındaki Cidde limanının yüz km. doğusunda olup güneyinde aynı uzaklıkta sayfiye yeri olan Taif şehri bulunmaktadır. Medine'ye olan uzaklığı ise yaklaşık olarak 400 km'dir. Kâbe ve onu çevreleyen Mescid-i Haram, şehrin ortasında bulunur. Hemen yanında Safa ve Merve tepeleri bulunmaktadır. Mekke'nin havası, bilhassa yaz aylarında oldukça sıcaktır. Kış aylarında ise latif bir havası vardır. Her tarafı taş kayalar ile çevrili olan Mekke'de tek su kaynağı Zemzem'dir.

Çok az yağmur alan ve kurak bir iklime sahip olan Mekke'de kuraklığın bazen dört yıl sürdüğü olurdu. Yemen taraflarını mümbit hale getiren meltem yağmurlarının buraya kadar ulaşan kısmı şehrin doğu tarafında birbirini takip eden tepeler ve yamaçlarda biriken yağmur suları halinde bir araya gelerek şehrin merkezine doğru akar ve Harem'in avlusuna ulaşırdı. Kışın nem oranının yükselmesi ile bazen çok şiddetli yağan yağmurlar, bir sel halinde şehrin bulunduğu alçak bölgenin sular altında kalmasına sebep olurdu. Mekke için bir felaket halini alan ve Beytullah'ı tehdit eden bu problemin çözümlenmesi için Mekke'nin fethine kadar hiçbir çabanın gösterilmediği görülmektedir. Raşit Halifeler döneminde Mekke'yi bu sel baskınlarına karşı korumak için bazı önlemler alınmıştır.
 

Mekke ve etrafındaki arazilerin taşlık oluşu ve suyun yokluğu ziraat için hiçbir faaliyete izin vermemektedir.
Kâbe'nin inşasıyla ilgili olarak; Taberi'nin Ebu Zer'den (r.a.) naklettiği bir hadisi şerifte şöyle denilmektedir: "Ya Rasulullah! Yeryüzünde ilk mescid hangisidir." dedim. O; "Mescid-i Haram'dır." dedi. "Sonra hangisidir." dedim. "Mescid-i Aksa'dır." dedi. Aralarında kaç yıl olduğunu sorduğumda da; "kırk yıl" dedi. (Taberi, Tefsir, IV, 8-9) Mescid-i Aksa'nın inşası Hz. Süleyman (a.s.) tarafından bitirilmiştir. Mescid-i Aksa'nın Beytullah'tan kırk yıl sonra inşa edilmesi haberi, Süleyman (a.s.)'ın bu mescidi ikinci kez inşaya başlamış olması anlamına gelir. Çünkü bu habere göre Mescid-i Aksa'nın bulunduğu yerde, bizzat İbrahim (a.s.) veya oğlu İshak (a.s.) tarafından bir mescid inşa edilmiş olmalıdır.

Hz. Hacer, henüz süt çocuğu olan İsmail ile Allah Teala'nın emri doğrultusunda Mekke'ye bırakıldığı zaman Mekke, su kaynağına sahip olamayan ve yakınlarında hiçbir insan topluluğunun bulunmadığı bir yerdi. Yanlarındaki suyun tükenmesi üzerine Hz. Hacer'e sunulan zemzem suyu bu vadiye yeni bir gelecek hazırlamıştı. Zemzem suyuyla birlikte bu bölge şehirleşmeye başladı.
İbrahim (a.s.) sürekli olarak Mekke'ye gelip Hz. Hacer ve oğlu İsmail'i ziyaret ediyordu. Yine bir defasında Mekke'ye geldiğinde, Allah Teala'nın kendisine buraya bir "beyt" yapmasını emrettiğini söylemiş ve İsmail (a.s.) ile birlikte Kâbe'nin inşasına başlamışlardı. Beytullah'ın tamamlanmasından sonra Allah Teala haccın nasıl yapılacağını İbrahim (a.s.)'a bildirmiş ve Mescid-i Haram'a giren herkesin emniyet ve güvenlik içinde bulunduklarımı hükmünü getirmişti. "Orada apaçık ayetler (ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir..." (Al-i İmran: 97)
Daru'n Nedve, İslam'dan önce Mekke şehir devletinin parlamentosu niteliğindeki yapısıdır. Daru'n Nedve en hareketli günlerini kuruluşundan uzun zaman sonra, Rasulullah (s.a.v.)'ın davetini engellemek ve insanları sindirmek için yapılan toplantılar sebebiyle yaşamıştır.
İslam öncesinde Mekke'de dini hayat tamamen putperestlik üzerinde bina edilmişti. Mekkeli müşrikler Allah'ı her şeyin yaratıcısı olarak kabul ederken bir çok meselede putları ona ortak koşarlar onları kendine ilah edinirlerdi.
Mekke'de İslam öncesine ait oturmuş bir hukuki sistemin varlığından sözedilmesi mümkün değildir. Halk ihtilafa düştüğü konularda kabile reislerinin hakemliğine başvururdu. Onların haksız kararlarına itiraz edebileceği herhangi bir makam bulunmadığı için kişiler ve kavimler hak aramada kaba kuvvete başvururlardı.
Mekke, tarım açısından hiçbir özeliği olmayan susuz ve taşlık bir arazide kuruludur. Bu durumda halk, geçimini sağlamak için ticari faaliyetlere yönelmek zorunda kalmıştır. Bu yüzdendir ki diğer bölgelere nazaran Mekke'nin Arabistan yarımadasına önemli ve merkezi bir yeri vardır. Mekke'deki ticari faaliyetler, yaz-kış yoğun bir şekilde kesintisiz olarak sürerdi.
Bu ticari faaliyetler, yıl boyu bütün Arabistan Yarımadası'nı dolaşacak şekilde düzenlenen panayırlar ve Suriye, Filistin ve Yemen taraflarına düzenlenen kervanlarla yapılmaktaydı.
Mekke civarında Ukaz, Mecenne ve Mina panayırları Mekke'ye ihtiyaç duyduğu malları sağlarken aynı zamanda ticaretin hareketlenmesine ve Mekkeli tüccarların bolca kazanç sağlamalarına imkan veriyordu. "Yaz ve kış yolculuğunda onları (güvenliğe kavuşturduğu ya da başkalarıyla) ısındırıp yakınlaştırdığı için, şu Ev (Ka'be)in Rabbine kulluk etsinler." (Kureyş: 2-3)
Mekkelilerin düzenledikleri kervanlarda mallar, sadece develerle taşınırdı.
Mekke'nin coğrafi açıdan bulunduğu özel konumu, etrafındaki devletlerin dikkatini çok eski devirlerde bile üzerine çekmekte idi. Mekke'nin İslam'dan önceki tarihi için en önemli olaylardan birisi şüphesiz ki, Habeş krallığının Yemen valisi, Ebrehe'nin Mekke'ye düzenlediği askeri seferdir. Ebrehe, Hristiyan olan Habeş kralına yaranmak için çok mükemmel bir şekilde inşa ettirdiği kiliseyi Kâbe gibi bütün insanların yöneldiği bir mekan yapmak için girişimlerde bulundu. Fakat bu çabası istediği şekilde sonuç bulmadı. Bunun üzerine içinde fillerin de bulunduğu ordusuyla Kâbe'yi yıkmak için harekete geçti. Fil suresinde de anlatıldığı gibi Allah tarafından büyük bir yenilgiye uğratıldı.
Rasulullah'ın risaletle görevlendirilmesinden sonraki on üç sene boyunca Mekke'deki cahili yaşantıda ve siyasi ilişkilerde pek bir değişiklik olmamıştı. Hicretin 8. yılında Rasulullah (s.a.v.)'e boyun eğen Mekke, Allah Teala'nın mübarek kıldığı, İslam dininin merkezi olarak, şirkten, putperestlikten ve bütün diğer hurafelerden arındırılmış yeni bir hayata kavuştu.
Sonuç olarak Mekke, İslam'ın ve İslam ümmetinin kutsal bir beldesidir. Bu bölgenin, bilhassa Harem-i Şerif'in içerisinde insanlar, tam bir güvenlik içerisindedirler.

Mescid-i Haram

Yeryüzünde ilk ibadet yeri olan Kabe-i Muazzama'nın etrafında sonradan yapılan caminin adıdır. Çeşitli tarihlerde yenilemek ve genişletmek amacıyla birçok defalar yıktırılıp yeniden yaptırılmıştır.Osmanlılar tarafından yaptırılan üç sıra halindeki kubbelerin sayısı beşyüz olup, bunların altında dörtyüz altmışiki sütun (direk) vardır. Bunlar yıktırılmayıp bütün tazeliği ve canlılığını muhafaza ederek ayakta durmaktadır. Suud yetkililerinin 1973 senesinde tamamlatmış oldukları genişletme çalışmalarıyla Mescid-i Haram, bugünkü haline getirilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) “Mescid-i Aksa’da kılınan bir namaz bin namaza, Mescid-i Nebi’de kılınan bir namaz onbin namaza, Kabe’de kılınan bir namaz ise, yüz bin namaza bedeldir” buyurarak, Mescid-i Haram’ı meth etmişlerdir.

Kabe-i Muazzama

Mekke şehrinde bulunan ve “Beytullah- Allah’ın evi” diye adlandırılan kutsal binadır. Yeryüzünde kurulan ilk ve en önemli evdir. O’na Allah’ın evi denilmesi, şeref ve kıymetini açıklamak içindir. Yoksa yüce Allah’ın herhangi bir eve veya mekana ihtiyacı olmadığı açıktır. Mekke’de, Mescid-i Haram’ın ortasında bulunan Kabe, dört köşe, küp şeklinde, yaklaşık 12 metre boyunda, 11 metre genişliğinde ve 13 metre yüksekliğinde siyah taşlardan yapılmış bir binadır. Beytullah, dünyada en kıymetli yer, Müslümanların kıblesidir. İlk insan ve ilk Peygamber olan Adem (a.s.), bazı rivayetlere göre, meleklerin de yardımıyla Mekke’de, Beyt-i Ma’mur’un altında Kabe’nin temelini kazdı. Sonra Allah’u Teala, bu temeller üzerine Cennet yakutlarından bir Beyt indirdi. Aslı beyaz yakut olan Hacer-ül Esved de, bu Beyt’le beraber indirildi. Beytullah, Adem (a.s.) ın vefatıyla veya tufandan sonra tekrar göklere kaldırıldı. Ondan bir nişane olarak

Hacer-ül Esved yeryüzünde kaldı. Allah’u Teala Hacer-ül Esved’i, tufandan önce Ebu Kubeys dağında sakladı. İbrahim (a.s.) zamanına kadar Kabe’nin yeri belirsiz oldu. Fakat insanlar, yine o bölgede dua ederler, arzularına kavuşurlardı. Allah’u Teala’nın emriyle İbrahim (a.s.) ve oğlu İsmail(a.s.) Kabe’yi Muazzama'yı eski temelleri üzerine bina ettiler. İbrahim (a.s.); “Ey İsmail…iyi bir taş getir ki, hacılara işaret olsun” buyurdu. Ebu Kubeys dağı bu konuşmalardan haberdar edilip Allah’ın hikmetiyle konuştu. “Cebrail (a.s.) tufanda bana bir taş emanet etti. Gel onu al” sesini İbrahim ve oğlu İsmail (a.s.) işittiler. Bunun üzerine Hacer-ül Esved’i getirip, Kabe’deki yerine yerleştirdiler. Kabe’nin ilk yapılışı, çeşitli zamanlarda tamiriyle ilgili geniş ve doğru bilgiler elde etmek isteyenler muteber kaynaklara baş vurmalıdırlar. Bizim burada detaya girmemiz mümkün değildir. Yeryüzünün en kıymetli yeri olan Kabe-i Muazzama ya bakmak sevaptır. İlk görüldüğünde yapılan dualar kabul olunur. Müslümanların günde beş vakit buraya yönelerek namaz kılmaları farzdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “ Bu Beyt, İslam’ın direğidir. Kim bu Beyt’iziyaret etmek maksadıyla hac ve umre yapmağa çıkarsa, (bu yolda) öldüğü takdirde Allah’u Teala, onu Cennet’ine koymayı, sağ kaldığı takdirde, ganimet ve mükafatla memleketine döndürmeyi taahhüt eder”buyurmuşlardır.

Peygamber Efendimizin Doğduğu Ev

Alemlere Rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v.) Mekke’nin doğusunda (Şuubu Beni Haşim ve Zukak’ul Mevlid caddesinin Leyl çarşısındaki Darud-Tababia) arasındaki evde doğdu. Hacca gidenler bu evi de ziyaret etmektedirler. İçerisinde Efendimiz’in valideleri Hz. Amine Hatun’un elleriyle salladığı ağaç beşik, olduğu gibi durmaktadır.

Müzdelife

Mekke'de, Arafat ile Mina arasında bulunan ve Hac'da Arafat'tan sonra vakfe yapılan Arafat’tan 7 km. uzaklıkta olan bir bölgenin adıdır. Müzdelife kelimesi "yaklaşmak, yakınlaşmak" anlamındaki Arapça "zelefe" kökünden türemiştir. Ayrıca burası, "toplanma, bir araya gelme" anlamında cem adıyla da anılmaktadır. Burasının bu adlarla adlandırılması değişik şekillerde yorumlanmıştır. Hz. Adem (a.s.), Hz. Havva ile burada buluşmuş ve birbirine yaklaşmışlardı. Katade'den yapılan bir rivayette ise, akşam ile yatsı namazının bir arda kılınmasından dolayı Cem' adı verildiği söylenmektedir. (İbn Hacer el-Askalani, Fethu'l-Bari, Mısır 1959, IV,270) Yine, insanların burada toplanarak vakfe ile Allah Teala'ya yaklaştıkları, Hac esnasında insanların bir araya gelip toplanmaları yahut Mina'ya yaklaşmış olmaları veya buranın Allah Teala'ya yaklaşılan bir yer olarak telakki edilmesi vb. sebeplerden dolayı bu adı almıştır. Bakara suresinin yüz doksan sekizinci ayetine istinaden buraya, Meşar'ul-Haram da denilmektedir. (Muhammed İbn Kudame, el-Muğni, Mısır (t.y.), III, 421)
Müzdelife, Mina ile Arafat arasında Mina'ya üç mil mesafede bir yerde bulunmaktadır.

Cennet-ül Mualla Mezarlığı
Mekke’deki kabristanın ismidir. Peygamber Efendimiz’in ilk ailesi Hz. Hatice validemiz ve bazı Sahabe-i Kiram bu kabristanda medfundur. Buradaki türbeler ve kabir taşları, Osmanlılar’dan sonra yıkılarak yerle bir edilmiştir. Burasını da ziyaret ederek fatihalar okunmalıdır.Cennet’ül Mualla mezarlığına giderken, solda Mekke tarafındadır. Peygamberimiz (s.a.v.) efendimiz birkaç defa olmaküzere cinlerle burada görüşüp, namaz kıldırmışlardır.

Arafat
Arafat Mekke-i Mükerreme’nin doğusunda 25 km. uzaklıkta bulunan ovanın adıdır. Kurban bayramından bir gün önce (Zilhicce’nin 9. günü)haccın farzlarından olan VAKFE bu ovada ve 70 metre yükseklikteolan, “Rahmet dağı” manasına gelen (Cebel-i Rahme) civarında yapılır.Arafat ovasının en yüksek tepesi olan CEBEL-İ RAHME’de Hz.Adem ile Hz. Havva validemiz, Cennet’ten sonraki uzun ayrılığın akabinde bu tepede buluşmuş, affı için bu tepenin üzerinde Allah’a yalvararak duaları kabul edilmiştir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Veda Hutbesini, koyu yeşil taş yığınlarının meydana gelen bu Cebel-i Rahme tepesinde irad etmiştir
.

Sevr Dağı

Mekke-i Mükerreme’nin güney cihetinde bulunan, Peygamber Efendimizle Hz. Ebu Bekr’in Mekke’den Medine’ye hicretleri esnasında gizlendikleri mağaranın bulunduğu dağdır.Mekke’ye 5 km. uzaklıkta olan bu dağın tepesinde, girilmesi gayet dar bir mağara vardır. Peygamberimizle, Hz. Ebu Bekr bu yerde üç gün ikamet etmişlerdir.

Mina

Mekke’nin doğusundaki dağların eteğinden Arafat’a giden yol üzerinde bulunan bir yerin adıdır.Hac ibadeti esnasında kurban kesilen ve cemre (şeytan) taşlamak için gidilen yerdir. Harem sınırları içinde olup Müzdelife ile Mekke arasındadır. Mekke’den 7 km. uzaklıktadır. Akabe biatlari de cemre-i Akabe’nin yakınında bir mahalde yapılmıştır.

Mekke`de bulunan Hira Dağı (Cebel-i Nur). Peygamber Efendimize Allah tarafından peygamberlik görevi verilmeden önce kendisi çeşitli zamanlarda bu dağda bulunan Hira Mağarasına çıkar ve orada tefekkürde bulunurmuş (Hira Mağarası dağın sol üst yanındaki çıkıntıda bulunmaktadır). Kendisine ilk vahiy bu dağda iken gelmiş ve Cebrâil isimli vahiy meleğini ilk defa bu dağda gerçek haliyle görmüştür. Efendimize bu dağda vahyedilen ilk Kur`an ayetleri şunlardı: ``YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU! O, İNSANI BİR AŞILANMIŞ YUMURTADAN YARATTI. OKU! İNSANA BİLMEDİKLERİNİ BELLETEN, KALEMLE (YAZMAYI) ÖĞRETEN RABBİN, EN BÜYÜK KEREM SAHİBİDİR.`` (Alak 96/1-5).

 

HACERܒL- ESVED

Hz. İbrahim Aleyhisselam, Kabe’nin inşasını bitirdikten sonra oğlu İsmail Aleyhisselam ile tavafa başlangıç sırasını bildirmek için: “İsmail, bana bir taş getir de tavafın nereden başlayacağını işaret edeyim” dedi. Hz. İsmail Aleyhisselam da Cebel-i Kubeys’ten bir taş alıp babasına verdi. O da tavafın başlayacağı bugünkü Kabe’nin köşesine taşı koydu. Taş, yumurta şeklinde 18-19 santimetre yarıçapında idi. Konduğu yer, yerden üç arşın 4 parmak yüksekliğinde idi. Böyle yükseğe konmasının sebebi ve sırrı her yerden herkesin görebilmesi için idi. Rengi vaktiyle beyaz olan bu taş, çokça istilam edildiği yani selamlanıp öpüldüğü için kırmızımsı (kırmızımsı esmer bir taş) haline gelmiştir diye rivayet edilmektedir. Hacerü’l-esved, melekler tarafından, peygamberler tarafından ve Efendimiz Muhammed Aleyhisselam tarafından öpülmüştür. Hacerü’l-Esved’i öpmek, Cenab-ı Hakk’ın saltanat-ı İlahiyesine kurbiyete (yakınlığa) bir işaret

olması itibariyle hürmet, teslim ve ikrar manasını ifade eder. İşte bunun içindir ki, Hz. Ömer Efendimiz (ra) “Vallahi seni öpüyorum. Senin taş olduğunu, zarar ve fayda veremeyeceğini de biliyorum. Eğer Resulullah’ın seni öptüğünü görmeseydim, seni öpmezdim.” demiştir.

MEDİNE-İ MÜNEVVERE

İlk İslâm devletinin kurulduğu ve içinde yeryüzünde ibadet kasdıyla yolculuk yapılabilecek üç mescidden biri olan Mescid-i Nebî'nin bulunduğu Arabistan'ın Hicaz bölgesinde yer alan kutsal şehir.

Şehrin eski adı Yesrib olup, Hicretten sonra Resulullah (s.a.s) bu adı değiştirerek buraya Medine demiştir. Medine'nin kelime anlamı "şehir"dir. Ancak, bir yere nisbet edilmeksizin kullanıldığı zaman Medine şehri kastedilmiş olur. Medine kelimesi Kur'an-ı Kerim'de Mekkî ayetlerde "Medâin" şeklinde çoğul olarak geçen bir cins isimdir. Medenî âyetlerde ise, Yesrib'in yerine özel isim olarak kullanılmıştır (et-Tevbe, 9/101, 120; el-Ahzâb, 33/60; el-Münafıkûn, 63/8). Yesrib adı ise sadece bir yerde zikredilmektedir (el-Ahzâb, 33/13).

Bu şehrin asıl adı Medine olmakla birlikte, yine İslâmî devirde ortaya çıkmış, diğer bir takım isimleri de vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Tâbe, Tayyibe, Daru'l-İman, Daru's-Sünne, Azra, Cabire, Mecbûre, Muhabbe, Mahbûbe, Kasime, Kasametul-Cabire, Yendede (Abdullah el-Endelusî, Muc'emu Ma İste'ceme, Beyrut 1983, IV, 1201, 1202).

Medine, Mekke'den yaklaşık olarak dörtyüz km. kuzeyde, Kızıldenizden de yaklaşık iki yüz km. içerdedir. Deniz seviyesinden yüksekliği altıyüz otuz dokuz metredir. Dünya üzerindeki yeri, 39° 44' enlem ve 24° 33' boylamlarıdır.

Medine şehri, kuzey doğu tarafında dört km. uzaklıkta Uhud dağı ve Avr dağları ile çevrili, kuzeye doğru hafif meyilli bir ovada bulunmaktadır. Bu ova doğu ve batı yönlerinde harra denilen siyah bazalt taşları ile kaplı arazi ile çevrilmiştir. Doğu harraları şehirden uzaktadır ve bu harralar ile şehir arasında kalan arazi oldukça verimlidir. Ova güney tarafında tamamen açık olup, çorak Arabistan ovaları içerisinde bolca suya sahip olması ona ayrı bir özellik vermektedir.

Buradaki yer üstü sularının kaynağı yağan yağmurlardır. Bu yağmurlar toprak altındaki su seviyesinin yükselmesine ve her taraftan kaynakların fışkırmasına sebep olurlar. Çok yağmur yağdığı zamanlar bu kaynaklar ve yağmur suları şehrin güney tarafındaki mahalleleri tehdit ederdi. Hz. Osman zamanında sel sularının şehri böyle bir tehlikeye maruz bırakması onun bir set inşa ettirerek bu tehlikeyi önleme yoluna gitmesine sebep olmuştu. Toprak yapısının suyun yer altında depolanmasına elverişli olması Medine halkının bu arada tarımla uğraşmasına imkân sağlamıştır. Üretilen mahsullerin başında hurma gelmektedir. Ayrıca portakal, limon, üzüm, şeftali, muz, incir ve kayısı bağları bulunmaktadır.

Medine'de yazlar sıcak geçer, ancak bununla birlikte havası bunaltıcı olmayıp gayet lâtiftir. Kışlar ise hava serin ve yağmurludur. Medine'nin rutubetli iklimi Arabistan'a hakim kurak çöl ikliminden buraya gelenlerin ateşli hastalıklara yakalanmalarına sebep oluyordu. Nitekim Mekke'den buraya hicret eden muhacirlerden bir kısmı Medine'nin havasına alışana kadar oldukca muzdarip olmuşlardı. Hz. Ebu Bekir'in ateşi o kadar yükselmişti ki o, durumunu ölüme ayağındaki ayakkabılarından daha yakın olduğunu ifade eden bir şiirle Resulullah (s.a.s)'e bildirmişti (Buharî, Fedailul-Medine, 12).

Mescid-i Nebi

Peygamber Efendimizin yaptırıp namaz kıldırdığı, halifeler ve Osmanlı sultanları tarafından genişletilerek ve tamir edilerek zamanımıza kadar gelmiş olan mesciddir. Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde: MESCİDİMDE KILINAN BİR NAMAZ, MESCİD-İ HARAM HARİÇ BAŞKA MESCİDLERDE KILINAN BİN NAMAZDAN HAYIRLIDIR buyurarak medh etmiştir.

Ravda-i Mutahhara (CENNET BAHÇESİ)

MESCİD-İ NEBİ içerisinde, Peygamberimizin kabr-i şerifi ile mescidin o zamanki minberi arasındaki yerdir. Peygamber  Efendimizin:  EVİMLE MİNBERİM ARASI, CENNETBAHÇELERİNDEN BİR BAHÇEDİR buyurarak medh ettiği Ravda-i Mütahhara’nın uzunluğu 22 metre, genişliği ise 15 metredir.

İçerisinde Peygamber Efendimizin namaz kıldığı mihrabın da bulunduğu bu beyaz sütunlu kısım, Mescid’in diğer bölümlerinden ayrılmıştır. Öteki kısımların sütunları ve halı renkleri ayrı olduğu için rahatça bilinebilmektedir.

Cennet-ül Baki

Medine-i Münevvere’nin mezarlığıdır. Bu mübarek kabristanda PeygamberEfendimizin amcası Hz. Abbas, torunu Hz. Hasan, damadı ve üçüncü halife Hz.Osman-ı Zinnureyn, halası Hz. Safiye, çocuğu Hz. İbrahim, kızı Rukiye, Fatıma vemübarek hanımları başta olmak üzere sahabe ve tabiundan birçok zevat medfundur.

Bu kabristandaki türbeler ve mezar taşları, Medine-i Münevvere, Osmanlı idaresinden çıktıktan sonra yıktırılmıştır. Şimdi etrafı duvarlarla çevrili olan bu kabristan bir tarla görünümündedir. Kıble yönüne göre Mescid-i Nebi’nin sol tarafında, hemen yan tarafındadır.

Mescid-iÖmer (R.A)

Gamame mescidinin 105 adım sol ön kısmındadır. Mescid-i Nebi’den 530 adımuzaklıktadır. Hz. Ömer (R.A) ın evi burası olup devlet reisliğini bu mescidinolduğu yerden (evinden) yapmıştır.

Mescid-i Ebu Bekr (R.A)
Gamame mescidinin 20 adım sağ arka kısmındadır. Mescid-i Nebi’den 445 adımuzaklıktadır. Giriş kapısının üzerinde Osmanlı Tuğrasını görmek mümkündür.

Mescid-i Nebevî civarında bulunan, Medine`deki Osmanlı eserlerinden Gamâme Mescidi...

Bu mescide “musalla mescidi” de denir. Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) kendi zamanında bayram namazlarını, yağmur namazları ve dualarını binasız boş arazi olan bu mekânda yapardı. Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) yağmur duası yaptığında bir bulut gelir ve hemen yağmur verirdi. Bundan dolayı buraya bulut manasına ğamame denmiştir.

Bir başka rivayete göre; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i hayatı boyunca başı üzerinde bulunarak gölgelendiren bulutlar, Efendimiz (s.a.v.)’i âlem-i bekâya göçünden sonra da, onu hemen terk etmemişler. Bir vefâ isareti olarak semâda bulunduklari konumda iki, üç gün beklemişler. Mescid-i Nebevî yakınında bu mevkiye, küçüklü büyüklü beyaz kubbeleri ile öbek öbek bulutları andıran Mescid-i Gamame inşa edilmiş

.Efendimiz (s.a.v.)'in son dört sene aynı bu noktada bayram namazlarını kıldırdığını rivayet ediliyor. Bu mescid Mescid-i Nebevî ye 350 m mesafededir. Mescidi Gameme Sultan Abdülmecid yapısı ile ayaktadır.

Silsile-i Aliyye Büyükleri (Video)