LİDER VE DEVRİM
Liderlik, talihli bir sanat ve tabii bir ihtiyaçtır. Bir vücut için beyin ne ise, bir toplum için lider de aynı konumdadır. Farklı amaç ve ihtiyaçlar için bir araya gelmiş, küçük büyük her toplum kesiminin ve her insan kümesinin, değişik yetki ve yeteneklerde bir başı mutlaka vardır. Çünkü başsızlık veya başıbozukluk, dağınıklığı ve başarısızlığı doğuracaktır.
Dini, askeri, ticari ve siyasi sahalardaki liderlik olgusu nasıl vazgeçilmez bir unsur ise, tarihi değişimlere öncülük edecek büyük liderlerin önemi ve gereği de tartışılmazdır.
Lider, her işi tek başına yapan bir süpermen değil, başarı için gerekli her türlü organizeyi yapan, bunların arasındaki koordineyi kuran ve otoriteyi sağlayan insandır.
Özellikle, askeri işgallerin, ekonomik ve siyasi krizlerin ve ahlaki çöküntülerin yaşandığı ortamlar, toplumları kurtarıcı aramaya ve dolayısı ile liderlik kabiliyetti ve karakteri taşıyan kimseleri meydana çıkarmaya müsait fırsatlardır.
Sadece olanları gören değil, olacakları da hesap edebilen... Yalnız bugünleri kurtarabilen değil, yarınları da kurgulayabilen... Geçmişi değiştiremeyeceğini, ama geleceği şekillendirebileceğini düşünen... Yapılan haksızlık ve yanlışlıkların perde arkasını ve çözüm yollarını topluma gösterebilen... Doğuştan taşıdığı üstün yetenekleri, ciddi ve disiplinli bir eğitim, deneyim ve birikim süreciyle geliştirilebilen liderlere ihtiyaç duyulan durumlar, tarihi değişim ve dönüşüm noktalarıdır. Ancak bu fırsatları istismar eden kimselerin, sahte kahraman rolüyle ortaya çıktıkları ve bu suni liderlerin “toplumsal uyku hapları” gibi kafaları ve kalabalıkları uyuşturdukları da unutulmamalıdır.
Oysa toplumu uyutan değil uyandıran, oyalayan değil olgunlaştıran, suskunlaştıran değil sorgulayan ve sorumluluk taşıyan, dejenere olmuş dünya nizamına ve devlet hukukuna razı olmayıp, hukuk devletini ve adalet medeniyetini amaçlayan, kısaca “kuvvetin hukukuna değil, hukukun kuvvetine” inanan kimseler olmasını sağlayan liderlere sahip çıkılmalıdır.
Ama maalesef dünyamız hep yanlış rolleri oynayan insanların dolaştığı bir sahne görünümündedir. Kendi kabiliyet ve kapasitesinin çok ötesinde işlere girişen ve karanlık merkezlerin güdümlü kuklası haline gelen zavallı kimselerin liderlik hevesleri, toplumsal birikim ve beklentileri istismara yöneliktir.
Evet, günümüzün en büyük problemi, mantıkların makineleştirilmesi, düşünme, değerlendirme ve doğru karar verme yeteneğinin körleşmesi ve insanların bilgisayar donanımlı bir robot haline dönüştürülmesidir. Böylece, medya marifetiyle, kalabalıkların uzaktan kumanda ile yönlendirilmesi daha kolay hale gelmektedir. Öyle ise kendisi bazı merkezlerce güdülen, yani kendi kendisini bile yönetemeyen ve kendi nefsini yenemeyen zavallı kimseler, başkalarını nasıl yönetecekler?
Liderlik, herşeyden önce hürriyet, haysiyet ve hamiyyet ister... (Yani, maddi ve manevi bağımsızlık, onur ve saygınlık, gayret ve kararlılık gerektirir.)
Liderlik ciddiyet ve cesaret işidir. İnanç ve ideallerine değil, ihtiraslarına ve masonik mihraklara bağımlı, kiralanmaya ve kullanılmaya yatkın, riskli ama şerefli girişimler yerine, garantili ve geçici heyecanlara alışık tiplerle kurtuluşa erişmek mümkün değildir. Elbette lider, hiç korkmayan ve kuşku duymayan değil, ama korkuları ve kuşkuları yenebilen kimsedir.
Bazıları makam ve yetki gücüyle bir teşkilatı yönetebilir, ama yönlendiremez... Yani, hayırlı ve başarılı hedeflere doğru, toplumu ve teşkilatı manipüle edemez. Bazıları bilgi ve becerisiyle insanları etkileyip yönlendirebilir, ama yönetemez... Gerçek liderler ise, hem yönlendirmesini, hem de yönetmesini iyi bilen şahsiyetlerdir.
Liderlik, bir bakıma, farklı katmanları, kendi başkanları vasıtasıyla yönetmek ve yönlendirmektir. Bunun için de organizasyondaki birim ve ekip başkanlarının kabiliyet ve karaketerini iyi tespit edip onlardan olduğunca yararlanabilmelidir. Ekip başlarının ve hizmet elemanlarının adlarını, soyadlarını, genel durumlarını, özel sorunlarını, zaafiyet noktalarını, bilgi ve beceri sahalarını iyi bilmeyen liderlerin, onlardan verimli yararlanma şansı düşecektir. Bunun için de, uzun bir geçiş süreci ve deneme dönemi gerekmektedir.
Ekip çalışmalarına önem vermeyen, çevresine güven telkin etmeyen, duyarsız ve tutarsız kimseleri münasip şekilde değiştirmeyen, zararlı urları ve unsurları devre dışına itmeyen, başarılı ve hayırlı hizmetleri ödüllendirmeyen, asli değerlere ve prensiplere sadık kalarak kendini yenilemeyen, değişimci ve girişimci bir tavır sergileyemeyen liderler, zamanla saygınlığını ve ağırlığını yitirecektir.
Problemleri ve projeleri önem ve öncelik sırasına göre ele almayan, zamanla özelliğini ve güncelliğini yitiren konuları ve kararları bırakamayan, girişim ve gayretlerindeki eksiklik ve eğrilikleri fark edip bunlardan uzaklaşmayan, kısaca özünü koruyarak değişim ve gelişime uğramayan ve şartlara göre manevra kabiliyeti olmayan kimseler, beklenen başarıya eremeyecek, toplumun kem talihini yenemeyecek ve tarihi dönüşümleri gerçekleştiremeyecektir. Çünkü tarih, kazananlar tarafından yazılan bir ibret belgesidir. Ve bir sayfa tarih, bir cilt mantığa bedeldir. Ve bu anlamda başarı bir sonuç değil, mücadele dolu bir süreçtir. Düşüp kalkmalarla devam eden uzun bir yolculuk gibidir.
Herkes hata yapabilir, bu normaldir. Anormal olan hatasını görmemek ve düzeltme gayreti göstermemektir. Kendi hatasını hoş görmek ve kılıf geçirmek basitlik alametidir. İnsanın en kolay aldatacağı kimse maalesef yine kendisidir. Başkalarını affetmek fazilet, ama kendi nefsimizi affetmek acziyettir. Asıl marifet, hiç düşmemek değil, düştükten sonra kalkmasını ve yeniden hedefe doğru koşmasını bilmektir.
Kendi hatasını “tecrübe” diye geçiştiren, ama aynı hatayı sürekli tekrar eden kimseler, nefislerinin kölesidir. Evet büyük adamların ve büyük adım atanların düşme riski de büyüktür. Ama bunlardan sadece ders almasını bilenler hedefe yürüyecektir.
Büyük liderler, gerektiğinde kendi boşluğunu dolduracak ve yokluğunu unutturacak çapta, “çekirdek kadroları ve lider adayları” da yetiştirirler. Asırları aydınlatan büyük liderler, güneş gibidir. Onun ışığını her tarafa yansıtan, ay misali uyduları olagelmiştir. Bu seçkin ve seviyeli elemanların yetiştirilmesi, ayrı bir özellik ve gizlilik gerektirebilir. Bunlar uzun bir zaman resmi görevlerden ve gözlerden uzak tutulabilir. Ve tabii asıl önemli ve gerekli olan şuurlu ve sorumlu bir teşkilat kurabilmektir. Yoksa, ancak süper beyinler tarafından idare edilebilecek pejmürde bir kurum veya toplum, her an çökmeye hazır vaziyettedir.
Sonuç olarak, başarmak ve kazanmak, eldeki imkanları, elemanları ve fırsatları çok iyi değerlendirmeyi gerektirir. Çünkü senin kaçırdığın fırsatları mutlaka bir başkası ele geçirecektir. İşte liderlik uygun kararı uygun zamanda verebilmektir. Unutmayın başarılı bir takımın veya teşkilatın pek çok elleri olabilir, ama beyni tektir. Ve bir çok lider, kabiliyetsizliğin değil, imkan ve fırsatları israf etmenin cezasını çekmiştir. Lider şahsiyetlerin zamanı iyi kullanması kadar, zamanlaması da mükemmeldir. Nerde susup nerde konuşacağını, hangi durumda hangi adımı atacağını bilmeyenler, erken açan çiçek konumuna düşecektir.
Her başarılı kimse, sürekli boğuşmakla ve bir çok başarısızlıkla dolu nice yıllar geçirmiştir. Uzun zaman seni görmezlikten gelen, hatta engelleyen kötü ve kıskanç kimselerin, başarılı olunca sana iltifatlar yağdırması da, yine hayatın ayrı bir cilvesidir. Oysa yenilgiler bir sonuç ve tükeniş olmadığı gibi, başarılar da bir hedef değildir... Bütün bu gayretlerin gayesi, kulluk imtihanını kazanabilmek ve sonsuz mutluluğu yakalayabilmektir.
İşte günümüzde gerçek ve örnek bir lider tanımak isteyenler, Erbakan Hoca’yı ve mücadele dolu hayatını takip etmelidir. Ve elinizdeki kitap asıl bu amaca yöneliktir.
Ahmet AKGÜL
Önsöz-2
Fransız düşünür Maxıme Rodinson’un Hz. Peygamber efendimizle ilgili çok önemli bir tespiti vardır: “(Hz.) Muhammed’in en çarpıcı özelliği Söyleminin açık Stratejisinin gizli olmasıdır!
Evet Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin, dini, davası ve daveti ta başından itibaren gayet açık ve net olmakla beraber düşmanlarını etkisiz bırakmak ve engelleri, aşıp hedefine ulaşmak için yürüttüğü siyaset ve stratejisini, genellikle gizlemiş ve en yakınlarından bile saklamıştır.
Müslümanlar aleyhine çok ağır şartlar içeren Hudeybiye barış anlaşmasını imzalaması...
Mekke’yi Fetih niyetini ve projesini gizli tutması...
Fetih günü, can düşmanlarını bile bağışlaması ve bazı önemli görevleri henüz o gün müslüman olan eski müşriklerin elinde bırakması...
Huneyn’de vefakar ve cefakar bağlılarından önce kalbi ısındırılmak ve İslam'a bağlanmak istenen Müellefetül Kulub’a ganimetten büyük hisseler ayırması gibi, bazı sahabileri tarafından bile karşı çıkılan bir çok hareketinin asıl hedefi ve hikmeti çok sonraları anlaşılmıştır.
İşte bunun gibi Efendimizin izinden giden ve zamanın şartlarına ve ihtiyaçlarına göre hareket eden, tedbir ve temkin sahibi Liderler de, bazen korkaklıkla suçlanmıştır. Oysa “ Harp hiledir” hükmüne ve hikmetine aykırı olarak, ucuz kahramanlıklara ve kuru kabadayılıklara tenezzül edenler, sıradan ve sorumsuz insanlardır.
Hak - Batıl mücadelesi günümüzde “stratejik güçlerin gizli muharebesine” ne dönüşmüş bulunmaktadır. Yani sadece halkın senin yanında olması kalabalıkların his ve heyecanlarının coşturulması netice almak için yeterli olmamaktadır.
“ ( İç ve dış düşmanlarınıza ) karşı bütün imkanlarınızı kullanarak ( her türlü) kuvvet hazırlayın”
“ Size verdiklerimizi kuvvet’le tutup ( sahip çıkın )”
“ Ey Yahya! Kitap’a Kuvvet’le sarılın ( Ve hükümlerini kuvvetle uygulamaya çalışın) ”
Mealindeki ayeti kerimelerde açıkça bildirildiği gibi şayet
Ekonomik gücünüz ve yeterliliğiniz yoksa...
Askeri kuvvetiniz ve desteğiniz yoksa...
Teknolojik beceriniz ve birikiminiz yoksa...
Kültürel Siyasal ve Sosyolojik etkinliğiniz yoksa...
Ve hepsinden önemlisi bütün bu “hayati hazırlıklarınızı” özellikle oluşum safhasında düşmanların hedefi yapılıp, heba ve heder olmaktan koruyacak ve zamanı gelince en canlı ve caydırıcı şekilde kullanacak “ gizli ve etkili bir stratejiniz “ yoksa sizin kuru sıkı tehdit ve tepkilerinize kimse aldırmayacaktır.
Üstelik mücadelede kamuflaj çok önemli bir olaydır.
Yukarıda saydığımız güç merkezleriniz, nerededir ve ne kadardır?
Açık dost -gizli düşmanlarınızla açık düşman -gizli dostlarınız kimlerdir ve hangi makamlardadır?
Zayıf olduğunuz halde güçlü görünmeniz veya güçlü olduğunuz halde zayıf görünmeniz ve düşmanları üzerinize çekmeniz gereken hangi durumlardır?
Hangi sözler hangi ortamda ve hangi oranda konuşulacak nerede ve niçin susulacaktır?
Nerede atağa geçilecek ve nerede savunmada kalınacaktır?
Sorularının cevabını bilmeyenler ve gereğini yerine getiremeyenler zalim dünya düzenine savaş açamazlar ve karanlık güçlerle başa çıkamazlar.
Ve işte Erbakan daha ilk çıktığı günden itibaren açıkça “ Milli Görüş Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya “ diyerek davetini ve hedefini gayet net ve mert şekilde ortaya koyan...
Ve bu maksatla, yasal teşkilatlarını kuran ve muhtemel gelişmelere karşı tedbirlerini hazırlayan...
Ama “ güç kaynaklarını ve destek merkezlerini teknik ve bürokratik özel ekiplerini kısa ve uzun vadeli stratejik projelerini “ ise devamlı kamufle edip gizlemeyi ve rakiplerini yanlış yönlendirip sonunda kendi amaçlarına hizmet ettirmeyi başaran...
Ve herkesin yılgınlığa ve şaşkınlığa uğradığı en çaresiz ve ümitsiz dönemlerde bile “Tek kişilik bir ordu” gibi davasını omuzlayan ender ve önder bir şahsiyettir... Ve büyük hedeflerine ulaşmak üzeredir!?...
Giderek bölgesel ve evrensel yeni bir güç ve medeniyet merkezi olmaya doğru yürüyen... Sağlam ve sarsılmaz temellerini çağdaş değerlerle yücelten Büyük Türkiye'nin yakın tarihini yazacak olanlar, Erbakan'dan övgüyle bahsedecektir.
Evet “İnsanların hayırlısı, insanlara hizmet edendir” gerçeğine uygun olarak, hem ülkemizde, hem bölgemizde hem de yeryüzünde adalet ve hürriyetin yerleşmesi... Ve her türlü zulüm ve sömürünün sona ermesi amacıyla yola çıkan Erbakan, şimdi mutlu sona yaklaşma çabasındadır.
“Bir saat adaletle hükmetmeyi, yetmiş yıl nafile ibadetten hayırlı” sayan bir düşüncenin mensubu olarak, “adaletle hükümet etmenin de ancak siyasetten geçtiğinin” şuuruyla mücadelesine başlayan Erbakan, sadece insan hakları ve demokratik katılımlar konusunda değil, ekonomik ve teknolojik atılımlarda da dünyaya örnek ve yüksek bir medeniyetin öncüsü olacak Büyük Türkiye’yi kurma sevdasındadır.
Ve tüm tarihi deneyimlere... ve ülkemizdeki gelişim ve değişimlere bakılırsa, Erbakan Hoca’nın zafer tacını giymesi de oldukça yakındır.
Ve umarız elinizdeki kitap bu gizemli gerçeği çözmenize yardımcı olacaktır.
