REFAH - YOL YIKILIYOR
Erbakan'ın Başbakanlığındaki Refah-Yol hükümeti, yılların ihmaliyle kangrenleşen ekonomik ve sosyal yaraları sarmak ve toplumun hasret çektiği huzuru sağlamak üzere, üstün bir gayretle çalışırken ve her yönden gayet olumlu neticeler alınmaya başlamışken, masonik çevreler ve marazlı mahfiller tarafından tertip ve teşvik edilen, suni krizler giderek etkili ve tehlikeli hale geldi.
Oluşturulan bu kötümser ve karamsar havayı dağıtmak ve ülkeyi bir erken seçime taşımak amacıyla, daha önce yapılan protokol gereği, başbakanlığı ortağı Tansu Çiller'e devretmek üzere, Erbakan Hoca yüksek bir feragat, fazilet ve sadakat örneği göstererek, istifa etti.
Hemen arkasından T. Çiller ve M. Yazıcıoğluyla beraber, Çillerin başbakanlığındaki bir hükümeti destekleyeceklerini, başka bir oluşuma ise asla güvenoyu vermeyeceklerini, ortak bir basın toplantısıyla ilen ettiler.
Cumhurbaşkanı Demirel "Milletvekillerinin iradesi genel başkanlarının cebinde değildir" gibi, gizli niyetini ortaya koyan sözler edince, bu sefer RP, DYP ve BBP'li 278 milletvekilinin, noter huzurunda imzaladıkları bir belgeyi Sn. Demirel'e ilettiler.
Millet iradesini ve Meclis aritmetiğini ortaya koyan bütün bu girişimlere rağmen, Sn. Demirel "Bunların sayısal çoğunluğu var ama, siyasal ağırlığı yok" şeklinde, antidemokratik ve desbotik bir tavır takınarak ve açıkça taraf tutarak, hükümeti kurma görevini ANAP Lideri Mesut Yılmaz'a verdi.
Siyasi transfer pazarlıklarına, köşkten çıkarılan bir ruhsat ve fırsat olarak değerlendirilen, bu yanlı ve yanlış görevlendirme sonucu, Bilderbergçi biraderlerin kurduğu bir hükümsüz hükümet, her şeyi berbat ederek sonunda yıkılıp gitti.
Yaklaşık 1 yıl süren Refah - Yol yıkılarak, yerine kurdurulan "Sol-ma-son" ittifakı dediğimiz bu hükümetin, nasıl oluştuğunu ve hangi sonuçlar doğurduğunu "hüküm ve hikmet" açısından ele almamız gerekiyor.
Zira Müminler, zahiren hayırlı veya zararlı görülen herhangi bir olaya iki açıdan bakmak zordadırlar:
1- Hüküm açısından. 2 - Hikmet açısından.
Bir yıl süren ve çok önemli neticeler elde edilen Refah-Yol hükümetinin, hile ve hıyanet kokan senaryolarla düşürülüp yerine kurdurulan Mesut Yılmaz başkanlığındaki "D-ANA-SOL" hükümetine de, bu açılardan yaklaşmamız gerekir.
1- HÜKÜM açısından:
"Kemâ tekûnu yüvelli aleyküm " siz nasıl olursanız (ve hangi zihniyete layık bulunursanız) öyle idare edilirsiniz." hadisine ve hükmüne uygun olarak, yönetimlerin ve hükümetlerin değişmesi mukadderdir.
"Yüzde yirmi" lik oy desteği ile bundan daha fazla hizmet yapılamayacağı ve iktidarda kalınamayacağı bir gerçektir.
"Hüküm ekseriyete göredir" Cenabı Hakkın rahmet ve adaletinin tecellisi de, toplumun çoğunluğunun durumuna münasip düşmektedir.
2- HİKMET açısından:
Normalde ve demokratik teamülde Tansu Çiller'e verilmesi gerekirken, Mesut Yılmaz'a teslim edilmesi bakımından "şike" li sayılan, milletvekili ayartmaları ve transfer pazarlıkları yüzünden de "şaibe" li olan bu " D - ANA - SOL " hükümetinin yaptığı tüm talan ve tahribatlara rağmen, sonuçta halkımız uyanmış ve bilinçlenmiştir.
"Hoşlanmadığınız bir şey, sizin için hayırlı olabilir. sevdiğiniz ve arzu ettiğiniz bazı şeyler de sizin için zararlı olabilir. (Hakkınızda hayırlı ve zararlı olanı en iyi) Allah bilir, siz bilemezsiniz." ayetide bu gerçeğe dikkatimizi çekmektedir.
İşte bu dış güdümlü ve kısa ömürlü " D - ANA - SOL " hükümetinin neticesinde, millet ve memleket için, şu hayırlar sezilmektedir:
a) Bu beceriksiz ve bereketsiz zihniyetler elinde, toplumumuz Refah-yol iktidarında geçen bir yıllık barış, bolluk, huzur ve güven ortamını dört gözle aramaya başlamışlardır. Korkunç boyuttaki zamlar, zulümler ve yolsuzluklar yüzünden toplumu hayatından bıktırmıştır.
Maalesef sıkıntı ve sefalet çekmeden, huzur ve selametin kıymeti anlaşılmamaktadır.
Hz. Musa'nın "Ya Rabbi! (Bu gafil kalabalıkların) mallarını (ve gelir kaynaklarını) kurut ve kısıtla.! Kalplerine de korku ve sıkıntı (verecek şartları) hazırla ki (hatalarını bilsinler ve İslam'a dönsünler)" mealindeki duasının hikmeti ortaya çıkmıştır.
Ve bu gidiş Saadet’in tek başına iktidarı ile sonuçlanacaktır.
Ve zaten yoksulluk ve huzursuzluk çekmeden, insanların Hakka dönmesi ve hayra yönelmesi de imkansızdır.
b) İslamcı diye dışlanan ve suçlanan ve irticacı diye savaş açılan, meşrebinden mekteplerine, tarikatinden şirketlerine, televizyonundan gazete ve dergilerine, Kur'an kursundan İmam Hatiplerine kadar, zerre kadar inancı olan herkesi bundan sonra Saadet’in tek başına iktidarı için var gücüyle çalışacak ve Milli Görüşe dört elle sarılacaktır. Çünkü, masonların ve sömürücü sermaye baronlarının emrindeki bir iktidarın, kendilerine hayat hakkı tanımayacağının farkına varılmıştır.
c) 28 şubat kararları diye meşhur olan M.G.K. tavsiyelerinin, bu " D-ANA-SOL" hükümet döneminde ne derece uygulanabildiği ve hangi sonuçları doğurabildiği de ortaya çıkmıştır.
Muhalefet döneminde bu kararlara karşı çıkanlarla, illede uygulansın diye çırpınanların samimiyeti ve gerçek marifeti de anlaşılmıştır.
d) Bu arada, yıkılan " D-ANA-SOL" hükümet döneminde, dindar kesimlere hoş görünmek ve hürmet etmek üzere sinsi ve şeytani bir taktik uygulanmış, ama tutmamıştır. Halkımız bunlara aldanmamıştır. Bunların amacı, İslami hizmet ve gayret erbabına; Bakınız, Refah iktidara geldi, bin türlü sıkıntıya uğradınız. Takip ve tehdit edilmeye başlandınız. Eskiden daha rahattınız. Refah iktidara gelmeseydi huzursuz olmayacaktınız”, dedikodularını yayarak, Saadet’in işini zorlaştırmaktır.
e) Milli görüşün manevi mücahitlerinin ve Saadet’in gönül erlerinin de önümüzdeki erken seçime kadar geçecek olan süreyi, devamlı ve disiplinli bir gayretle değerlendirmeleri şarttır.
Bütün teşkilatların ve kardeş kuruluşların, bu kısa muhalefet dönemini, mutlak iktidarımıza açılan bir hizmet ve hazırlık süreci olarak görmeleri lazımdır.
Ve işte yıkılan "Sol-ma-son" hükümeti bizlere bu fırsatı vermesi bakımından da hayırlı sayılmalıdır. Kim bilir, bu arada SP’nin yeni bir kan ve kabuk değişimine uğrayabileceği de hesaba katılmalıdır.
f) Mesut Yılmazın "Refah-Yol’un düşmesini ve bizim iktidara gelmemizi sağlayan basına ve sivil baskı gruplarına şükran borcumuzu ödeyeceğiz! Bize verilen desteğin bilinci içinde hareket edeceğiz" şeklindeki sözleri
Ve yine Bülent Ecevit in: "Erbakan’ın D-8’ler hayalinden vazgeçip, gelişmiş ülkelerle bütünleşeceğiz" şeklindeki ifadeleri, bu "Sol-ma-son" hükümetinin
Vehbi Koç, Jefi kamhi gibi sömürücü sermaye baronlarının,
Aydın doğan ve Dinç bilgin gibi medya patronlarının,
Kumarhaneci ve kerhaneci, mafya babalarının,
Şeytan tarikatı ve hıyanet ocağı mason localarının, emrinde ve hizmetinde çalışacağını ve
Amerika ve Avrupa’daki Siyonist mihrakların güdümünde olacağını, ta başından, açıkça ortaya koymuştur ve toplum bunların gerçek yüzünü anlamıştır.
Yedi kocalı Hürmüz misali oluşturulan bu yamalı bohça hükümeti, seçimden sonra kurdurulan Ecevit hükümeti dertten ve felaketten başka bir şey getirmediğinden ve bu duruma sebep olanlar tarihi sorumluluktan kurtulamayacaktır.
Artık bize düşen, halkı devamlı uyarmak, gerçekleri ve gelişmeleri insanımıza duyurmaktır. Böylece önümüzdeki büyük sandık ihtilaline her yönden hazırlanmaktır.
Kalabalıklar, önüne açılan boşluğa doğru akan sular gibidir.
Derelerin, çayların ve ırmakların kendi barajımızda toplanması ve hayırlı yönlere doğru akıtılması gerekir. Halkın kendiliğinden uyanmasını ve hayırlı yönde ittifakla karar kılmasını beklemek, saflıktır. Hayırlı bir yöne doğru kanalize edilemeyen toplulukların, his ve heyecanlarının, tepki ve telaşlarının, siyaset simsarları tarafından istismar edilmesi kolaydır.
Öyle ise "halkımız nasıl olsa gerçekleri ve gelişmeleri görüyor, o halde gerekeni de yapar" düşüncesiyle işi gevşek tutmak yanlıştır. Halkın devamlı bilgilendirilmesi ve hayırlı istikamete yönlendirilmesi gerekir.
Şikeli ve şaibeli kurulan ve yolsuzlukla yıkılan "Sol-ma-son" hükümeti istemese de bir erken seçim kararı alınmıştır. Bunların yerine kurulan ve devamı sayılan Ecevitin azınlık hükümetiyle gidilen seçimler sonucu oluşturulan bu uğursuz hükümette ülkeyi sefalete ve zulmete sürüklemiştir.
Bu nedenle, demokratik bir devrime ve değişime zemin hazırlamak üzere diri ve disiplinli bir çalışmaya ihtiyaç vardır. Telaş göstermeye, tedirginliğe ve ümitsizliğe gerek yoktur.
Yeni ve önemli bir imtihan süreci yaşanmaktadır. Samimiyet, sükunet ve teslimiyet ehli bu imtihandan başarıyla çıkacaktır.
Unutmayalım ki, yegâne kuvvet ve kudret sahibi ancak Cenabı Haktır. Ve Allah vaadini gerçekleştirecek ve nurunu mutlaka tamamlayacaktır. Ezeli takdir planı yürürlüktedir ve zerre kadar şaşmayacaktır.
Ve Allah sabreden sadıklarla beraber olacaktır ve devri Ademden beri süregelen Hak-Batıl savaşının, bu en son ve en zorlu safhasını da yine milletimiz ve Milli görüş kazanacaktır. Evet, güneşi balçıkla sıvamak imkansızdır. Çok yakın bir gelecekte Erbakan’ın gizemli gerçeği anlaşılacak ve halkımız Hoca’mızı alkışlayacaktır.
