BATI ÇALIŞMA GRUBU NEDiR?
BATI ÇALIŞMA GRUBU NEDiR?
(5 Mayıs 2997 İsth. 34293, 97/lKK.Ş.)
"l- Batı Çalışma Grubu faaliyetlerine yönelik olarak, ilgi ile gönderilmesi istenen bilgi ve raporlara ilave olarak aşağıda belirtilen bilgilerin de değerlenmesi ihtiyacı doğmuştur,
a) Tüm demekler, vakıflar, meslek kuruluşları, işçi ve işveren sendikaları ve konfederasyonları,
b) Yüksek öğrenim kurumları (Fakülte, yüksekokul ve enstitüleri,
c) Yurtlar (Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı kurum ve kuruluşlarına bağlı özel yurtlar),
d) Üst düzey yöneticiler (vali, kaymakam, büyükşehir belediye başkanları, belediye başkanları, müdür, daire başkanları) na ait biyografiler, anıları, siyasi görüşleri,
e) İl genel meclisi ve belediye meclisi üyeleri,
f) Siyasi parti il ve ilçe teşkilatları yönetim kurulları,
g) Yerel tv, radyo, gazete, dergi ve diğer basın yayın kuruluşları
2- Alınan bilgilerin derlenmesinde gizliliğe azami dikkat gösterilmek, gerektiğinde diğer askeri makamlar ile işbirliği yapılabilecektir. Temin olunan bilgiler 12 Mayıs 1997 tarihine kadar Ek'te belirtilen formatlara uygun olarak, bilgisayar ortamında hazırlanarak, yazılı ve disketlere kayıtlı olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlığına GİZLİ/KİŞİYE ÖZEL gizlilik derecesinde gönderilecektir.
Arz/rica ederim. (161)
Deniz Kuvvetleri Komutanı namına/Emriyle Aydan Erol, Koramiral, Kurmay Başkanı imza
Not: İhtilal dönemlerinde üst düzey komutanlar tarafından kurulan "Yüksek Komuta Konseyi" gibi bir grup atan BÇGyi bunlardan ayıran en önemli özellik, darbeden önce ortaya çıkarılmış olmasıdır.
REFAH PARTİSİ'NİN KAPATILMASI İÇİN DAVA AÇILIYOR
REFAH PARTİSİ'NİN KAPATILMASI İÇİN DAVA AÇILIYOR
17 Ocak 1997 tarihinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirci tarafından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına Yargıtay Birinci Ceza Dairesi üyesi Vural Savaş getirildi.
Göreve geldiğinden yaklaşık dört ay sonra takvimler 21 Mayıs'ı gösterdiğinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, tutarsız ithamlarla dolu iddianamesini basına açıklıyor, gazete patronlarından, "iddianamenin promosyonu"nun yapılmasını istiyor, Refah Partisi'nin kapatılmasında "Allah'ın yardımcı olmasını" diledikten sonra o her zamanki sinirli edasıyla ve hızlı adımlarla tek bir soru bile sorulmasına fırsat vermeden odadan ayrılıyordu. (162)
Böylece Vural Savaş, Türkiye'nin en büyük ve iktidardaki partisinin kapatılması için dava açan savcıların ilki oluyordu.
Refah Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Erbakan ile milletvekilleri, Yargıtay Başsavcısının kapatma istemiyle dava açtığı haberini 21 Mayıs 1997 Çarşamba günü (aynı günkü) Meclis Grup Toplantısında haber alıyor ve hemen orada Kapattırmama Komisyonu'nu kuruyorlardı. Komisyon üyeleri arasında Süleyman Arif Emre gibi 1952 yılında Millet Partisi'nin kapatılma davasında avukatlık yapmış, Şevket Kazan gibi iki kez Adalet Bakanlığı yapmış Şeref Malkoç, Mustafa Kamalak gibi hukuk formasyonunda haklı bir yer yapmış isimler yer alıyordu.
Davanın açılmasının ardından, konuyla ilgili çok tartışmalar yapılmasının yanı sıra spekülasyonlar da yapıldı, "iddianamenin, Savcı Vural Savaş, Anayasa Mahkemesi Başkanı Özden ve CHP'li bazı hukukçular tarafından ortaklaşa hazırlandığı" (163) ileri sürülüyordu.
Bu spekülasyonlar doğru olmasa bile, yaygaracıların ulaşmak istedikleri hedefe doğru önemli bir adım daha atılmış oluyordu.
Bu dava tarihi bir dava olarak, tarihteki önemli yerini alıyordu.
BAŞSAVCI VURAL SAVAŞ ALLAH'DAN YARDIM İSTİYOR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş
Başsavcı Vural Savaş'ın Refah Partisi hakkında kapatma istemiyle açtığı dava ile ilgili en ilginç tavrı; "Allah'ın yardımcı olmasını" istemesidir.
Başsavcı'nın görevini yaparken, Allah'tan yardım istemesi laikliğe aykırı olmaz mı?
Diğer bir ilginç tavrı ise "Refah'ı kapattırmaktan şeref duyacağım!" (164) sözüdür. Bu yüzden iki soru akla geliyor:
1- Vural Savaş'a Allah yardımcı oldu mu?
2- Vural Savaş şeref duydu mu?
PAZARDA PARA NASIL KONUŞTU?
Yapılan tüm yaygaralara rağmen ve bu yaygaraların körüklediği olumsuz hadiselere rağmen, Refahyol Hükümeti devanı etmek istiyordu. Ancak artan olaylar ve baskılar sebebiyle DYP lideri Tansu Ciller'den "Başbakanlığı bana devret" teklifi sözkonusu oldu. Çiller, bu teklifle hem tansiyonu düşürmek istiyordu, hem de vaktinden önce Başbakanlık mührünü ele geçirmek istiyordu. Başbakan Erbakan, Cumhurbaşkanı DemireFi iyi tanıdığı için "Hükümeti kurma görevini sana vermez" dediyse de Çiller çok ısrar ettiği için teklif Erbakan tarafından kabul gördü. Yine de 'tedbir olması bakımından, Çiller Başbakanlığında kurulacak hükümete güven oyu vereceklerine dair her iki partinin tüm milletvekillerinden imza alıp Cumhurbaşkanına sunuyordu.
İşte tam bu sırada transferler hareketlendi. Çillerin partisine mensup bazı milletvekilleri tek tek partilerinden ayrıldı diğer partilere geçmeye başladı.
"Mayıs'ın (1997) son haftası ile Haziran'ın ilk haftasında, Ankara, tarihinde hiç olmadığı kadar milletvekili transferi haberleriyle çalkalanıyordu." (165)
"Hilton'a getirilen üç bavulun esrarı" başlıklı haberde, "içinde ne olduğu bilinmeyen bavulların otele gelmesinin ardından bir çok milletevekilinin otelde görüldüğü ve birkaç gün içinde de partilerinden istifa ettikleri..." (166) belirtiliyordu. Bu arada, o günlerde ANAP milletvekili olan Korkut Özal da, "Şer cephesi büyük maddi menfaatler sağlıyor" şeklinde sözleriyle dikkat çekiyordu. YDP Lideri Hasan Celal Güzel ise aynı gün yaptığı basın toplantısında, "Milletvekilleri bir mal gibi alınıp satılıyorlar" diyordu.
İşte kötü pazar da, çirkin pazarlıkda paranın böyle konuştuğu iddia ediliyordu.
