AnasayfaHayatialintilarerbakan devrimikitaplarmakalelerResimlerVideolar

Hayati:

Çocukluğu

Gençlik Dönemi

Akademik hizmet

Odalar Birliği

Milli Görüş

Milli Nizam Dönemi

Milli Selamet Dönemi

Refah dönemi

Yeni dönem

Dipnotlar

Genel:

Anasayfa

fihrist

Haberler

Linkler

irtibat

download

intro

ERBAKAN BAŞBAKANLIK GÖREVİNDEN İSTİFA EDİYOR

ERBAKAN BAŞBAKANLIK GÖREVİNDEN İSTİFA EDİYOR

14 Şubat, 28 Şubat, 21 Mayıs derken, yaygaralar olayları körükledi, olaylar yaygaralara sebebiyet verdi. Ve arkasından dayatmalar, baskılar, zorbalıklar olduğu iddiası sözkonusu oldu, Ama öyle ama böyle ülke geneline yayılmaya çalışılan gerginliği, hoş olmayan gidişatı fark eden Başbakan Erbakan, ülkesi ve milletinin geleceği için Başbakanlık görevinden istifa etmeye karar verdi.
18 Nisan 1999'da yapılan seçimlerin arkasından DSP Genel Başkan Yardımcısı Rahşan Ecevit'in MHP ile ilgili söylediği birtakım olumsuz sözlerden ötürü "MHP dışlanmamalıdır" tavsiyesinde bulunan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Refahyol Hükümeti döneminde RP'yi dışlayıcı söylem ve olayların önüne geçip "Refah dışlanmamalıdır" diyemez miydi? Demedi. Neden?
"Başkanlık sisteminin gündeme getirildiği 1993'de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yaptırdığı bir araştırma muhtemel bir başkanlık yarışında, -onca yıpratma kampanyasına rağmen- Erbakan'la başbaşa kalacağını ortaya koyuyordu." (l67)
Eski İçişleri bakanlarından Abdülkadir Aksu'nun "Ortada siyasi mezar kazıcıları var" sözü çok düşündürücüdür.
TBMM'de verilen onca gensoruya rağmen, Erbakan hükümetini düşürememişlerdi. Ancak Mayıs 97'nin sonuna doğru demokrasi cephesi ile antidemokrasi cephesi belli olunca, ANAP lideri Yılmaz, DSP Lideri Ecevit ve CHP lideri Baykal antidemokrasi cephesinden yana olunca, Erbakan hükümetini istifaya zorladılar.
Darbe söylentilerinin zirveye çıktığı ya da çıkarıldığı sırada Erbakan kurmaylarıyla gece geç saatlere kadar yaptığı toplantıda erken seçime gitmek şartıyla Başbakanlıktan çekileceğini açıklamıştı. Takvimler 17 Haziran'ı gösterdiğinde ise Başbakanlık görevinden, Başbakanlığın Çiller'e verilmesi için istifa etti. Millet Erbakan'ın başbakanlığına doyamadan yeni bir başbakanla karşılaştı. Erbakan'ın yerine Mesut Yılmaz başkanlığında transfer azınlık hükümeti geldi.


SAVUNAN ADAM YİNE SAVUNUYOR

Refah Partisi Genel Başkanı Erbakan, Başbakanlık görevinden ayrıldıktan sonra 97'nin yazını, savunma hazırlıklarıyla geçirdi. Erbakan'ın denetiminde çalışmalarını yürüten Hukuk Komisyonu önce 215 sayfalık ön savunmayı, ardından da 415 sayfalık esasa ilişkin savunmayı Anayasa Mahkemesi'ne verdi.
Hukuk Komisyonu, gerçekten başarılı ve tarihe geçecek bir savunma metni hazırlamıştı. Savunma, ekleriyle birlikte, 5 bin sayfayı aşıyordu. Savunmanın çatısını oluşturacak ön ve esasa ilişkin savunma tam 982 bin 829 harften oluşuyordu. Ön savunma, 40 bin 118 sözcük, 3 bin 36 paragraf, 8 bin 172 satırla toplam 215 sayfa meydana getirirken, esasa ilişkin savunma ise 670 bin harf 86 bin 459 sözcük, 12 bin 705 satır ve 9 bin 141 paragrafla toplam 415 sayfaya ulaşıyordu.
Savunma sürecinde Almanca, İngilizce ve Fransızca 50'nin üzerinde yabancı kaynak taranırken, Türkçe olarak ise 500'ü aşkın esere ulaşıldı. Ayrıca 50 kişilik bir grup, ABD ve Batı ülkelerine gidip kaynak tarama ve görüşme yapmaktan sekreterya hizmetlerine kadar bir dizi görevi yerine getirmişti.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, RP'nin Anayasa'nın 68/4, ve 69/6. maddelerine göre "Laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiğinin" kapatılma istemiyle açıldığı davanın Anayasa Mahkemesi'nde, 11 Kasım 1997'de sözlü açıklamalarım tamamladıktan sonra savunma sırası Erbakan'a gelmişti. Erbakan 18 Kasım'da başlayıp 20 Kasım'da tamamladığı sözlü savunmalarında tam 11 saat konuştu.
Başsavcının ve Erbakan'ın yaptıkları sözlü açıklamaların deşifresi yapılıp taraflara tebliğ edildikten sonra, davanın açıldığı günden beri Roportörlük yapan Yusuf Öztürk, Başsavcı'nın ve Erbakan'ın açıklamalarını da dikkate alarak 471 sayfalık raporunu hazırladı, Röportor raporunda, RP'nin kapatılması yönünde görüş bildirdi.

SENİ SEVİYORUZ SAVUNAN ADAM

(İstanbul, 20 Kasım 1997)
"Genç adam seher vakti kalktı. Gecenin derinliği her yerde hissediliyordu. Abdest aldı. İki rekat namaz kıldı. Yasin-i Şerifi okudu. Sonra dua etti.
"Rabbim, dedi, onun göğsüne inşirah ver, göğsünü genişlet... işini kolaylaştır. Dilindeki düğümü çöz, ta ki sözleri doğru anlasınlar." O güne kadar pek kere eleştirmişti. Zaman zaman "Acaba gerçekten samimi mi?yoksa..." diye sorular ve ihtimaller arasında bocaladığı bile olmuştu. Ama işte şu tercih noktasında aklına duadan ve muhabbetten başka bir şey gelmiyordu.
71 yaşında yüzüne tevekkülün ince izleri sinmiş bir adam, hiçbir şekilde yıkılmadığını ifade edercesine zarif bir tebessümle basamakları tırmanıyordu.
Savunacaktı...
Savunması gereken ne varsa hepsini... Üstüne yürünen her şeyi... Ezilen her insanı... Horlananları.
71 yaşından sonra insan, kendi "dünya'sını soyunmazdı. O savunma bir gelecek savunmasıydı. Dünyadan sonra gelecek olana yönelik bir savunmaydı.
"Her adımı bir keffaret olmalı geçmişte hata olarak görülenlere..." diye düşündü. Sabah güneş doğarken, o hâlâ dua ikliminde yaşıyordu.
Herşey bitecekti bu dünyada... Tarihe düşülen notlar kalacaktı... Onlar gidecekti ebediyet alemine... Her yapılanın yazıldığı bir tarih kütüğü vardı, o taşınacaktı en yüce mahkemeye... Yargı adamlarının da yargılandığı bir mahkeme daha kurulacaktı... önemli olan oraya taşınacak zabıttı... Onun için savunan adam adına hiçbir şeye üzülmek doğru olmazdı. Dünyevî üzüntü ve sevinçler hep geçici idi... Önemli olan, dünyada "ebedîyyen kalıcı olan"ın sırrını yakalamaktı. Savunan adam. belki en kalıcı eylemini, orada dururken gerçekleştirmiş olmaktaydı..." (168)
Ahmet Taşgetiren
Gazeteci Yazar