ERBAKAN VE PARTİSİ İLE İLGİLİ YAYGARALAR BAŞLIYOR
ERBAKAN BAŞBAKAN OLUYOR
Refah; inanca karşı uygulanan baskılar, gelir dağılımındaki adaletsizlik, yolsuzluk, rüşvet ve terör gibi temel problemlerin kabarttığı öfke birikimini arkasına alarak 24 Aralık seçimlerinde Türkiye'nin birinci partisi olmuştu. Seçimlerden en büyük parti olarak Refah Partisi'nin çıkması, diğer siyasi partiler ve azınlıkta olan bir takım çevreler üzerinde adeta "şok" etkisi yaptı. Siyasi teamül ve demokratik yönetim gereği, hükümeti kurma görevinin, seçimden birinci parti olarak çıkan Refah Partisi'ne verilmesi gerekirken, bu konu bile siyasi yaygara ve tartışma konusu yapıldı ve RP'siz hükümet arayışları gündeme getirildi. Neticede, sadece üç ay sürebilen ANAYOL azınlık hükümeti kuruldu.
Daha sonra 27 Haziran 1996 Perşembe günü koalisyon anlaşması yapılan, 28 Haziran 1996 Cuma günü Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından onaylanan, 29 Haziran 1996 Cumartesi günü protokolü açıklanan, 4 Temmuz 1996 Pazartesi günü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 265 "red" oyuna karşı 278 "kabul" oyuyla güven oyu alan 54. Hükümet Refah Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan tarafından kuruldu.
Yapılan bunca yaygaralara ve tartışmalara rağmen Erbakan 54. Hükümeti kurmayı başardı. Bu başarıyla ortaya konulacak diğer başarılar, nelere sebep olacak, kimleri rahatsız edecek ve hangi yaygaralar kopartılacaktı? Bunu o gün tahmin etmek çok zordu.
Tam bir yıl süren Erbakan'ın başbakanlığının ilk yarısı normal denecek şekilde geçti. Ancak ikinci yarısı yaygaralarla dopdolu bir şekilde geçti. Bu yaygara fırtınalarının nedeni ne idi? Ve nasıl başladı?
Başbakan Erbakan 24 Ocak 1997'de yaptığı bir açıklamada, ekonomide adeta bahar havası estirmişti. Erbakan yaptığı açıklamada, kaynak paketlerinde hedeflerin tutturulmasıyla 1997 için öngörülen yüzde 65 enflasyonun altına inileceğim, iç borçların daha önce beklenen rakamların altında gerçekleştiğini ve sonraki üç ayda da, 9 milyar doların hükümetin kasasına girmesini istiyordu. Ayrıca Başbakan Erbakan, partisinin Meclis Grubunda yaptığı bir konuşmasında, "Devlet borçlanmaktan kurtulacak, faiz ve enflasyon düşecektir. Durum böyle olunca elde fazla para kalacaktır. Bunun da dövize yönelmeden reel ekonomiye kazandırılması gerekmektedir. Dövizin fazla kazanç getirmeyeceği anlaşılınca para reel ekonomiye gelecektir." diyordu. Erbakan, bu sözleriyle bazı kesimlerin, özellikle de rantçıların adeta damarına basıyordu. Bunun içindir ki, oturdukları yerden büyük paralar kazanan rantiyecilerin bir kısım medya ile işbirliği içine girerek, sun-i bir karışıklıkla yaygara düğmesine basıyorlardı.
Yaygara düğmesine basıldıktan sonra kartel medyası gazetelerinin manşetlerini, isminin açıklanmasını istemeyen (ve asla açıklanmayacak olan) bazı üst düzey askeri yetkililere ait olduğu belirtilen beyanatların süslemesi dikkat çekiyordu. 28 Ocak 1997'de Hürriyet gazetesinde "Bostan korkuluğu değiliz", Milliyet gazetesinde "MGK'dan uyarı", Yeni Yüzyıl gazetesinde ise "Refah gerdi" manşetleri birinci sayfaları süslüyordu. Böylece yaygara düğmesine basılmış olmasının adımları atılmış oluyordu.
Bu tür yaygaralar tarihte ilk defa olmuyordu. Bundan önce de çokça vuku bulduğu, sağlam kaynaklardaki kesin delillerle tesbit edilmiştir.
"İnkâr edenler: Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü (yaygara) yapın. Umulur ki bastırırsınız, (üstün gelirsiniz" (128)
YAPILAN YAYGARALAR
Refahyol iktidarının yedinci ayının sonuna doğru çok ilginç gelişmeler yaşanmaya başladı. Koalisyon hükümetinin büyük ortağı olan Refah Partisi'nin Taksim ve Çankaya'ya cami, başörtüsü özgürlüğü, karayoluyla hac, Ramazan mesaisi ve yıllardır Türk Hava Kurumu'nun adeta tekelinde olan kurban derilerinin toplanması konularını gündeme getirmesine paralel olarak yaygaralarda gündemin bir numaralı konusu haline geldi.
Yapılan yaygaralara özetle bir göz atarak birlikte hatırlayalım. Bu yayagaralar şunlardı:
- 1- "Asker rahatsız" yaygarası
- 2- "Darbe geliyor" yaygarası
- 3- "Laiklik elden gidiyor" yaygarası
- 4- "Genel Kurmay'da ilginç toplantı" yaygarası
- 5- "Sincan Kudüs Gecesi" yaygarası
- 6- "Demokrasiye balans ayarı" yaygarası
- 7- "Aczimendi Tarikatı" yaygarası
- 8- "Mısır ziyareti bayrak" yaygarası
- 9- "Libya ziyareti" yaygarası
- 10- "iftar yemeği" yaygarası
- 11- "Taksim ve Çankaya'ya cami" yaygarası
- 12- "Başörtüsüne özgürlük" yaygarası
- 13- "Kurban derileri" yaygarası
- 14- "Karayoluyla hac" yaygarası
- 15- "Ramazan mesaisi" yaygarası
- 16- "Siyasal İslam" yaygarası
- 17- "İrtica" yaygarası
- 18- "28 Şubat" yaygarası
- 19- "Kapatma" yaygarası
l- ASKER RAHATSIZ YAYGARASI
YAYGARALAR İLE İLGİLİ KISA AÇIKLAMALAR
l- ASKER RAHATSIZ YAYGARASI
"Askeri kesimin, Erbakan'ın ekonomide attığı adımları olumlu bulduklarının kamuoyuna sızması" (129) bir kısım çıkar çevrelerinin hoşuna gitmemiş olduğu içindir ki böyle bir yaygarayı ortaya atmışlardır. Bundan maksatları askerle bir partiyi (RP) karşı karşıya getirmekse, çok yanlış bir maksattır. Bunun böyle olması da mümkün değildir. Çünkü ilgili partinin mensuplarının evlatları askere gitmektedir, askerlerin akrabalarından da o partili olanlar vardır. Böyle bir hal varken askerle bir partinin karşı karşıya gelmesi sözkonusu değildir.
Şayet askerlerden bir kaçı gerçekten rahatsızlık duyuyorlarsa, gider ilgili partinin yöneticileriyle konuşur ve rahatsızlık veren konuyu izale ederler. Böyle insani anlaşma unsurları varken, birilerinin "Asker rahatsız" haberini yaygara haline getirmesinin, milletimize ve memleketimize ne faydası var?
Hem askerlerimizin hem de tüm partilerin yöneticilirenin ve de aziz milletimizin bu tür yaygaralardan olumsuz etkilenmemeleri, millet ve memleketini sevenlerin en büyük temenni ve arzularından olmalıdır.
2- DARBE GELİYOR YAYGARASI
Bu yaygaradan da birilerinin birşeyler umduğu açıkça anlaşılmaktadır. Gözenin başında oturup çıkan suyu korumak ve onu insanlar arasında adil bir şekilde dağımıtım sağlamakla görevli olanları korkutmak, ürkütmek, böylece gözenin başından uzaklaşmalarını temin ederek kendi havuzlarına muslukları bağlayacak olanların gelmesi için "darbe geliyor" yaygarası yapılmıştır. Halbuki askerlerimizin demokratik çözümden yana olduklarını defalarca açıklamışlardır. Buna rağmen, bu yaygaraların niçin yapıldığını anlamamak mümkün mü?
Türkiye'de herkes iyi biliyor ki, darbeler ciddi, kalıcı, etkili ve faydalı bir çözüm olmamıştır. 1960 darbesi neticesinde dönemin Başbakanı merhum Adnan Menderes asılmıştır. Ancak daha sonra bu yapılmış olan bir hatadır denilerek, naşı Topkapı'da yaptırılan anıt mezara nakledilmiştir. Bu tarihi örnekte gösteriyor ki darbeler çözüm değildir. Kalıcı ve etkili çözüm, demokratik çözümdür, Çözüm ortadayken darbe yaygaralarına ne gerek var?
3- LAİKLİK ELDEN GİDİYOR YAYGARASI
Laiklik, din işleriyle devlet işlerinin birbirinden ayrılması şeklindeki bir uygulama, devletin vazgeçilmez niteliklerinden ve anayasanın değiştirilemez maddelerinden birisi ise niçin elden gitsin? Anayasa'nın ilgili maddesini değiştirmek isteyen mi oldu ki laiklik elden gitsin?
Taksim ve Çankaya'ya cami yapılmasıyla laikliğin ne ilgisi var? Türkiye'de onbinlerce cami var, laiklik elden gitmiyor, Taksim'e ve Çankaya'ya cami yapılırsa laiklik elden gider. Böyle mantık olur mu?
Kaldı ki kendisiyle ve partisiyle ilgili yaygara yapılan dönemin başbakanı Erbakan, laikliğe karşı olan bir lider değildir. O laikliğin din düşmanlığı şeklindeki uygulamasına karşıdır. Erbakan'ın, ta Millî Nizam Partisi döneminde, laiklikle ilgili ortaya koyduğu görüş ve düşünceleri, hiç değişmeden devam ede gelmiştir, işte Erbakan'ın Milli Nizam döneminde laiklikle ilgili ortaya koyduğu görüş ve düşünceleri:
"Biz laikliğe karşı değiliz. Biz asıl laikliği ortadan kaldıran bugünkü laiklik tatbikatına karşıyız. Bugün memleketimizde bütün batı medeni memleketi ile asla mukayese edilemeyecek bir laiklik anlayışı, Anayasa'ya aykırı olarak tatbikatta hüküm sürmektedir. Bugün "Allah'a şükür" diyen insan ağır ceza mahkemelerinde inlemektedir." (130)
Gerçek böyle iken, Erbakan laikliği götürmeyeceğine, kendisi küsüp gitmeyeceğine, Taksim'e ve Çankaya'ya yapılacak olan camiler koyamayacaklarına göre laiklik elden niçin gitsin?
Almanya'da kubbeli minareli cami yapılıyor, Belçika'da kesilen kurbanların derilerini kesen istedikleri yerlere veriyor, Hollanda'da başörtülü hanımlar devlet dairelerinde memur olarak çalıştırılıyor, laikliğin anası, babası ve beşiği olan Fransa'da kızlar başörtülü okullarda okuyorlar. Bu ülkelerde laiklik elden gtimiyorsa, Türkiye'de hiç elden gitmez. Korkmaya ve yaygara yapmaya gerek yok!
"Laiklik elden gidiyor." diyerek halkın dikkatini başka taraflara çekerek hırsızlık ve yolsuzluk yapanlara ve milletimizi bölmeye çalışanlara dikkat edin yeter.
4- GENEL KURMAY'DA ILGINÇ TOPLANTI YAYGARASI
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Genel Merkez Karargahı Genel Kurmay Başkanlığı'dır. Yurdumuzu korumak ve kollamakla görevli olan Türk Silahlı Kuvvetleri üst düzey idare kademesi, ilginç olsun ilginç olmasın elbette toplantılarını Genel Kurmay Başkanlığında yaparlar. Bundan daha tabii ne olabilir!
Ancak, birilerinin bu tür toplantıları yaygara haline getirmesi, toplum üzerinde olumsuz etkiler meydana getirmektedir. Bu bakımdan toplumu endişelere, korkulara, paniklere sevk edecek yazı ve çiziden uzak kalınmalıdır. Bir toplantı haberini yaygara haline getirmek, hiç kimseye fayda sağlamaz.
5- SİNCAN KUDÜS GECESİ YAYGARASI
Refahyol hükümeti döneminde yapılan en büyük yaygaralardan birisi de "Sincan Kudüs Gecesi" yaygarasıdır. Çok ilginçtir, bir kaç yıldan beri her yıl geleneksel olarak Ankara'nın Sincan ilçesinde aynı şekilde kutlanan Kudüs Gecesi, daha önceleri medyada haber olarak bile yer almamıştı. (131) Ancak bu sefer durum çok farklıydı. Bu fark ise Türkiye'nin, Refah Partisi'nin büyük ortak olduğu bir koalisyon hükümetiyle yönetilmesiydi. Yani Refah Partisi'nin hükümette olmasıydı. RP hükümette olunca Sincan'daki Kudüs Gecesi, kartel medyasında bu sefer inanılmaz bir şekilde yaygara haline getirilerek işlendi. Öyle oldu ki Türkiye'nin iç politikasını olumsuz etkilediği gibi dış politikasını da etkiledi. İran'ın Ankara Büyükelçisi Bağheri, ardından da aynı ülkenin konsolosları Türkiye'den ayrılmak zorunda kaldılar. Ve belki de, Türkiye'nin tarihinde ilk defa komşu ülke İran ile ilişkileri bu kadar bozuldu, onarılması zor derin yaraların açılmasına neden oldu.
Bu tür olumsuzluklara neden olan unsur, bir haberi, hoş olmayan niyetlerle maksadının dışında taşımak için yaygara haline dönüştürmektir. Bu da zarardan başka bir şey getirmez.
6- DEMOKRASİYE BALANS AYARI YAYGARASI
30 Ocak 1997 tarihinde RP'li Sincan Belediye'sinin düzenlediği Kudüs Gecesi'nde, Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız ile İran Büyükelçisi Muhammed Rıza Bagheri'nin yaptığı konuşmalar ve yapılan tiyatro gösterisi büyük bir olay haline getirilmiş ve günlerce yaygarası yapılmıştı. Bundan birkaç gün sonra 4 Şubat 1997 günü Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim tümen Komutanlığı'na bağlı tank ve kariyerler ile bazı askeri araçlar, "motorlu yürüyüş" çerçevesinde Sincan Atatürk Caddesi'nden geçerek Akıncılar Üssü'ne intikal ettiler. Bundan bir müddet sonra Amerikan-Türk Konseyi'nin yıllık toplantıları çerçevesinde ABD'ye giden ve orada Amerikan-Türk Konseyi Balosunda, Sincan'da tankların yürütülmesi ile ilgili sorulan bir soru üzerine "demokrasiye balans ayarı yapıldı" (132) diyen Genel Kurmay ikinci Başkanı Çevik Bir'in bu sözleri günlerce yazıldı ve okundu.
Aslında demokrasiye, demokratik kurallarla ayar yapılır, şayet ayarı bozulmuşsa. Ancak, kabul edelim ki bir paşamız böyle bir şey dedi, bunu yaygara haline getirmenin ne anlamı var? Bu ifadeyi, kartel medya iyi değerlendirerek maksadına alet etmeyi başarabilmiştir. Tanklar Sincan'da değil, Altındağ'da yürümüş olsalardı, bozuk maksatlılar bunu yine yaygara konusu yaparlardı.
(webmasterin notu:lütfen mspnin kapanma sebeplerine tekrar göz atın benzerlik eminim bulacaksınız.)
7- ACZİMENDİ (TARİKAT) YAYGARASI
Aczimendi Tarikatı Şeyhi Müslüm Gündüz olayı patlak vermeden bir müddet önce, tarikat mensubu müritlerin yaptıkları zikirler, giydikleri kılık kıyafetleri defalarca gündeme getirilerek televizyon ekranlarına ve gazete sütunlarına taşındı. Adeta hazırlanmış bir senaryo oynanıyordu. Zamanlaması da iyi ayarlanmıştı. Çünkü Refah Partisi hükümette idi.
28 aralık 1997 Cumartesi günü Aczimendi Tarikatı lideri Müslüm Gündüz dini nikahlı eşi Fadime Şahin ile birlikte Kadıköy'deki bir evde polis tarafından baskına uğradı. Tabiiki televizyon kamerası da hazır idi. Böylece kartel medyanın eline çok yağlı bir konu geçmişti. Bunu çok iyi değerlendireceklerdi, bitmek tükenmek bilmeyen arzuları doğrultusunda...
Nitekim uzun bir süre bunun yaygarası yapıldı. Öyle oldu ki, toplum tarafından din adamlarına karşı duyulan güven ve saygı zedelenir hale geldi. Kaldı ki bu kişi din adamı da değildi.
Bir kişinin yaptığı bir yanlışı, bu kadar abartmanın ve gündemde tutmanın Türkiye'nin ekonomisine faydası mı oldu?
8- MISIR ZİYARETİ BAYRAK YAYGARASI
Başbakan Erbakan 2 Ekim 1997'de bir haftalık Afrika gezisine çıktı. Bu ziyaret programında Başbakan, Mısır, Libya ve Nijerya'yı ziyaret edecekti.
Gezinin ilk durağı olan Mısır'a, Mısır'ın isteği üzerine dört saat geç gidilmesi ve karşılama töreninde Türk bayrağının göklere çekilmemesi büyük bir yaygara konusu yapıldı. Öyle bir duruma getirildi ki olay, "laiklik elden gidiyor" yaygarasıyla bütünleşti ve hatta diplomatik krize neden oldu.
Konuyla ilgili Başbakan Yardımcısı ve DYP Genel Başkanı Tansu Çiller şöyle bir açıklamada bulundu:
"Gezi zamansız olabilir, ama bütün bunları "Aman laiklik elden gidiyor" havasına sokmanın akılla, mantıkla bağdaşır tarafı var mı?"
Çiller çok haklıydı. Bayrağın asılıp asılmamasıyla laikliğin ne alakası var? Bu yaygara değildir, bunda art niyet yoktur denebilir mi?
9- LİBYA ZİYARETİ YAYGARASI
Başbakan Erbakan bir haftalık Afrika ziyareti programı gereği 5 Ekim 1997 tarihinde Libya'ya gitti. Libya lideri Muammer Kaddafi ile iki kardeş ülkeyi ilgilendiren çeşitli konularda görüşmeler yaptıktan sonra iki lider müşterek bir basın toplantısı düzenlediler. Basın toplantısında ilk sözü Kaddafi aldı ve konuşmasında, Türkiye'nin dış politikasından memnun olmadığını, Türkiye'deki Kürt sorununun çözümlenmesi gerektiğini söyledi. Kaddafi'yi hoşnutsuz bir tavırla dinleyen Erbakan ise konuşmasında şöyle dedi: "Türkiye'de kürt sorunu değil, terör sorunu vardır." (133)
Başbakan Erbakan Kaddafi'ye gereken cevabı verdiği halde ertesi gün kartel medya yaygaraya başladı. Neredeyse Erbakan'ı vatan haini ilan edeceklerdi. Başbakan Erbakan'ın başarılarını gölgelemek ve önünü kesmek için diğerleri gibi çok iyi bir fırsattı bu. Elbette amaçları doğrultusunda yaygara yaparak değerlendireceklerdi!
Bu yaygara neticesinde Başbakanlığa vekâlet eden Tansu Çiller, Türkiye'nin Libya büyükelçisini geri çekti.
İşte yaygaraların Türkiye'deki etkileri ve neticeleri!
10- İFTAR YEMEĞİ YAYGARASI
Yıllardır devlet tarafından itibar görmemiş, ilgi bulmamış olan din adamları, toplumda sevginin, saygının, hoşgörünün, barışın sağlanmasında etkili oldukları için, onların bu etkinliğini yeniden harekete geçirmek maksadıyla Başbakan Erbakan tarafından 11 Ocak 1997'de Başbakanlık Konutunda din adamlarına bir iftar yemeği verildi.
Bu iftar yemeğine, başta Diyanet İşleri Başkam Mehmet Nuri Yılmaz olmak üzere çok sayıda tanınmış din adamı katıldı. Bunu tam fırsat bilen kartel medya yaygarayı bastı. "Laiklik elden gidiyor!" günlerce bu yaygara devam etti.
Başbakan, papazlara ve hahamlara bir yemek vermiş olsaydı "Laiklik elden gidiyor" diye yaygara yapılır mıydı?
Laikliğin elden gitmesiyle, iftar yemeğinin, iftar yemeğiyle laikliğin elden gitmesinin ne alakası var?
Tabiiki yaygara yapan kartel medya, bu hadiseye bir de kılıf bulmuş; tarikat şeyhleri. Tarikat şeyhleri dedikleri zatlardan birisi Ecevit'le görüşse, Çillerle görüşse laiklik elden gitmiyor da, Erbakan'la görüştüğü zaman neden elden gidiyor? Yoksa bunu laiklik mi böyle istiyor?
Yaygaracıların kendi ifadeleriyle "Nurculuk Tarikatı" liderlerinden Fethullah Gülen Hoca Efendi Ecevit'le ve Çillerle görüşmedi mi? Görüştü. Bu görüşmeyi Ecevit ve Çiller yaptığına göre, başbakanlık yapmış olan bu iki lider laikliğe karşıdırlar diyebilir miyiz?
Öyleyse yaygaraya ne gerek?
11- TAKSİM VE ÇANKAYA'YA CAMİ YAYGARASI
"Taksim Camii" 47 yıldır gündemde olan bir konudur. Hatta Taksim'de cami yapılmasına dair Bakanlar Kurulu kararı vardır." (134) Buna rağmen Taksim"e cami yapılmamıştır. Çünkü Taksim'e cami yapılmasına karşı olanlar var. Kimdir bunlar ki İslam ülkesinde bir caminin yapılmasına karşı çıkıyorlar?
Taksim'e cami yapılmasına yalnızca Türkiye'deki niçin inandığım, nasıl inandığını bilmeyen adı müslüman bir kaç kişi karşı çıkmıyor. Bunların yanısıra Hıristiyan Kiliseler Birliği, Amerika, Avrupa Birliği, Ortadoks Kilisesi, Vatikan ve Yunanistan da karşı çıkıyor. Bunun sebebi ise Hıristiyan Batı Dünyası, Taksim Meydanı'nı, Hıristiyanlığın sembolü olarak görüyor. Bunun içindir ki; "Taksim'de, Taksim (Topçu) Kışlasında 1893 yılında restore edilen şahane ve sanat değerlerinde yüksek bir cami bulunuyordu, İsmet İnönü bu camiyi, Lozan'da verdiği taviz gereği 1940'da yıktırmıştır. Ve yine Süleyman Demirel ve Turgut Özal'da Taksim Camiini yaptıramamışlardır." (135)
Birilerinin hatırı için yapılması gereken caminin yapılmasının tehir edilmesi ya da engellenmesi kabul edilecek şey değildir. Dolayısıyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Taksim Camiini yapacaklarım açıkladı. Başbakan Erbakan da aynı doğrultuda görüş belirtti. Çankaya'ya da cami yaptırıcağız deyince yaygara başladı "Laiklik elden gidiyor..."
Taksim'e cami yapılsın diye Bakanlar Kurulu karar alıyor, Süleyman Demirel ve Turgut Özal imza atıyorlar laiklik tehlikeye girmiyor, Erbakan ve Erdoğan Taksim'e cami yapılacak diyorlar laiklik tehlikeye giriyor! Bu nasıl mantık? camiyle laikliğin ne alakası
var? Eğer laiklik camilerle alakalı olsaydı, Türkiye'de 10 binlerce cami var laikliğin bugüne kadar kalma şansı hiç olmazdı. O halde bu yaygaralar niçin?
12- BAŞÖRTÜSÜNE ÖZGÜRLÜK YAYGARASI
Türkiye'de Atatürkçülük ve Laiklik adına yıllardır üniversitelerde okuyan kız öğrencilere uygulanan başörtüsü yasağı önemli bir sorun haline gelmişti. Bu sorunu kökten çözmek için koalisyon'un büyük ortağı Refah Partisi tarafından "başörtüsüne özgürlük" düşüncesi ortaya konunca, yine yaygara başladı. "Laiklik elden gidiyor.", "Çağdışı kıyafet", "ortaçağ karanlığı" vb...
Başörtüsüyle laikliğin ne alakası var? Laikliğin beşiği Fransa'da, Almanya'da, Hollanda'da, Belçika'da, İngiltere'de ve Amerika'da müslüman kız öğrenciler, başörtülü üniversitelere gidiyorlar. Bu ülkelerde laiklik tehlikede değil ve elden gitmiyor. Kimse de rahatsız olmuyor, tam tersine, saygı duyuyorlar. Çünkü Avrupalılar kafanın dışında ne olduğuna değil, içinde ne olduğuna önem veriyorlar.
Başörtüsünü tehlike olarak gören bir zihniyetle kalkınmak, büyümek mümkün değildir.
Ne gariptir ki başörtüsüne karşı olanlar, onu (bir metrelik kumaşı) tehlike olarak görenler ve yasaklayanlar bunu, laiklik adına ve laikliği Türkiye'ye getiren Atatürk adına yapıyorlar. Böylece Atatürk'e muhalefet ediyorlar. Ancak bunun farkında değiller galiba.
1938'lere kadar olan Atatürk'ün sağlığı döneminde, kadınların; bırakın başörtüsünü, giydikleri çarşaf veya taktıkları peçe konusunda çıkardığı bir tek kanun maddesi, ya da bir tek genelge yoktur. Ayrıca Anayasa, kanun ve İç tüzük'te başörtüsünü yasaklayan bir hüküm de yoktur.
Buna rağmen Türkiye'de başörtüsü hep yasaklanmak istenmiş, başörtülü öğertmenler görevlerinden alınmış, üniversite öğrencileri okula alınmamış, hatta İmam-Hatip okullarında bile bu yasak uygulanmıştır. 18 Nisan 1999 Genel Seçimlerinde İstanbuldan Milletvekili seçilen Merve Kavakcı başörtülü olduğu için 2 Mayıs 1999 tarihinde TBMM'de yapılan yemin merasiminde, yemin etmesi engellenmiştir. Bunlar da Atatürkçülük ve laiklik adına yapılıyor. Gerekçe, başörtüsü laikliğe aykırıdır. Başörtüsü, Allah'ın emridir denildiğinde, kılıf hazır; "Başörtüsü başka şey, türban başka şey, türban siyasi simgedir."
"Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar, namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler..." (136)
Allah'ın emrine rağmen, Atatürk'ün TBMM zabıtları Cilt: l, Sayfa: 3'deki sözüne rağmen, insan hak ve özgürlüklerine rağmen, hala başörtüsüne karşı çıkanlar varsa, bunlar, laikliği, Atatürkçülüğü istismar eden, dayatmacı, zorbacı olmaz mı?
Atatürk'ü sevip laikliği istediği halde, başörtüsüne karşı çıkan akıllı, basiretli ve samimi olan herkesin, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözlerini dikkatle okuması, annesi Zübeyde Hanım'ın ve eşi Latife Hanım'ın fotoğraflardaki örtülerine dikkatle bakması gerekmez mi?
