AnasayfaHayatialintilarerbakan devrimikitaplarmakalelerResimlerVideolar

Hayati:

Çocukluğu

Gençlik Dönemi

Akademik hizmet

Odalar Birliği

Milli Görüş

Milli Nizam Dönemi

Milli Selamet Dönemi

Refah dönemi

Yeni dönem

Dipnotlar

Genel:

Anasayfa

fihrist

Haberler

Linkler

irtibat

download

intro

REFAH PARTİSİ DE KAPATILIYOR

İŞTE GEREKÇELİ KARAR

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın PR'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde açtığı dava, 7 ay 25 gün 53 saat süren karar oturumlarının ardından Anayasa Mahkemesi, RP'yi, "Laik Cumhuriyet karşıtı ...leri tespit edildiği" gerekçesiyle kapattı. Karar 2'ye karşı 9 oy ile alındı, üyelerden Haşim Kılıç ve Sacit Adalı karşı oy kulandı. Başkan Ahmet Necdet Sözer ile üyeler Yalçın Acergun, Ali Hüner, Güven Dinçer, Selçuk Tuzun, Lütfi F. Turcel, Samia Akbulut, Mustafa Burmin ve Fulya Kantarcıoğlu ise, RP'nin kapatılması için "Evet" oyu kulandılar.
Anayasa Mahkemesi'nin 16 Ocak 1998 tarihinde saat l4:30'de başlayan ve 15:15'te sona eren karar oturumunun ardından, alınan karar, Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer ile üyelerin katıldığı basın toplantısıyla açıklandı.
Karara göre, Genel Başkan Necmettin Erbakan, Milletvekilleri Şevket Kazan, Ahmet Tekdal ile RP'den istifa eden Şevki Yılmaz, Hasan Hüseyin Ceylan ve İbrahim Halil Çelik'in milletvekillikleri, kararın resmi gazetede yayınlanmasıyla birlikte sona erecek. Bu milletvekilleri ve Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Şükrü Karatepe 5 yıl boyunca siyasi yasaklı olacaklar. (169)
Erbakan, kararı büyük bir soğukkanlılıkla karşıladı ve halkı sükun ve teenniye çağırdı. Bu davranış, herhangi bir olayın meydana gelmemesine sebep oldu. Tüm RP'liler de liderleri gibi kapatma kararını soğukkanlılıkla karşıladılar. Bu durum, hiç kimsenin etkilenmediği manasına gelmez. Kızanlar, üzülenler ve hatta ağlayanlar bile oldu. Çünkü kapatılan parti, 14 yıllık emekleri, hizmetleri, sevgileri, gayretleri ve ümitleriyle büyütülmüş Türkiye'nin en büyük partisiydi. Kolay değil,
RP'liler, kararın kapatmadan yana verileceğini beklemiyorlardı. Başta RP'li Anayasa Hukuk Profesörü Mustafa Kamalak olmak üzere tüm RP'liler "Hukuk çıldırmadıysa parti kapatılmaz" diyorlardı. Ama kapatıldı.
Genel Başkan Erbakan ve diğer partililer, gerekçeli karar Resmi Gazete'de yayınlanıncaya kadar Refah Partisi'ndeki hizmetlerine devam ettiler. Bu arada "Gerekçeli kararı" da merak ediyorlardı.

İŞTE GEREKÇELİ KARAR

Anayasa Mahkemesi'nin 16 Ocak 1998'de kapatma karan aldığı Refah Partisi'nin tüzel kişiliği, 22 Şubat 1998 tarihli Resmi Gazete'nin mükerrer sayısında gerekçeli kararın yayınlanması ile resmen son buldu.
Anayasa Mahkemesi'nin RP'nin kapatılmasına ilişkin gerekçeli kararı toplam 329 sayfadan oluştu. RP'nin kapatılmamasını isteyen Anayasa Mahkemesi üyeleri Haşim Kılıç ve Sacit Adalı'nın karşı oy gerekçeleri, kapatma gerekçesinin iki katı uzunluğunda oldu. Bu kadar uzun olan gerekçeleri, bu kitap'ta anlatma imkanı olmadığını takdir edersiniz. Bu sebepten ötürü bazı bölümlerini aktarmaya çalışacağız.
Anayasa mahkemesi, laikliğe aykırı eylemleri nedeniyle kapattığı RP'nin Lideri, Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ı, "28 YILLIK KARARLI ŞERİATÇI" olarak ilan etti.
Kararda, Erbakan'ın, "1970 yılında Milli Nizam Partisi'nin kuruluşundan beri, dine dayalı hukuku devlete egemen kılma düşüncesini kararlılıkla sürdürdüğü" ifade edildi.
Gerekçenin 20 sayfalık bölümünde delillerin değerlendirilmesi yapıldı. İlk olarak Erbakan'ın ve diğer RP'lilerin Türban konusundaki tutumları halkı kışkırtmak olarak gösterildi ve şöyle denildi:
"Erbakan'ın ve partinin tüm yöneticilerinin kendilerine oy getirdiği inancıyla hemen her konuşmalarında okullarda, hatta devlet dairelerinde başörtüyle öğrenim görme ve çalışmanın anayasal bir hak olduğnu iddia ederek halkı kışkırttıkları, eylemler düzenledikleri ve hatta Erbakan'ın iktidar olduklarında rektörlerin başörtüsüne selam duracaklarını söylediği belirlenmiştir. Kamusal kuruluşlarda, öğrenim kurumlarında başörtüsü ve onunla birlikte kullanılan belli biçimdeki giysi ayrım niteliğindedir. Dinsel kaynaklı düzenlemelerle girişimler anayasanın laiklik ilkesine aykırılık oluşturur. Erbakan "Anayasa Mahkemesi'nin kararlarını gözardı ederek, üniversitelerde türbanı teşvik eden konuşmaları, laik düzen karşıtları için bir mesaj oluşturmuştur. Nitekim ülkenin çeşitli yerlerindeki üniversite ve cami önlerinde kamu düzeninin bozulmasına yol açan birçok eylem yapılmıştır."
Erbakan'ın bir konuşmasındaki, "Tahakkümün ortadan kalkmasını istiyoruz. Çok hukuklu sistem olmalı. Biz geldiğimizde isteyen müslüman nikahını müftüye kıydıracak isteyen Hıristiyan nikahını kilisede kıydıracak" sözleri, ulusal bütünlüğü bozmaya yönelik, sözler olarak kabul edilerek, kapatmaya gerekçe yapıldı.
Din ve vicdan özgürlüğünün kamu güvenliğinin gerektirmesi halinde yasayla sınırlandırılabileceğine ilişkin İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine atıfta bulunulan karar da şu ifadelere yer verildi:
"Hukuku, inançlara göre ayırmak vatandaşların birbiriyle hukuksal bağlantılar kurmalarını zorlaştırır. İnanç farklılıklarına dayanan değişik hukukların uygulanması sosyal gelişmeyi önleyeceği gibi ulusal bütünlüğü de bozar. Çok hukukluluk, din ayrımcılığına neden olacağı gibi akıl ve çağdaş bilime dayalı laik düzeni de sarsar. Erbakan kendilerinin imanlı Müslüman olduklarını, Avrupalılaşmanın anlamını bulamadığını, bir kadının boşanması için iki şahidin kafi geldiğini, "dediği Milli Nizam Partisi'nin kapatılma gerekçesinde de yer almaktadır. Böylece Erbakan'ın 1970'te MNP'nin kuruluşundan beri dine dayalı hukuku devlete egemen kılma düşüncesini kararlılıkla sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Bu düşüncenin laiklik ilkesine aykırı olduğu tartışmasızdır."
Erbakan'ın Meclis Grubundaki konuşmasında yer alan, "RP iktidara gelecek, adil düzen kurulacak, sorun ne, geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mı olacak, kansız mı olacak. 60 milyon buna karar verecek" sözleri de kapatma gerekçeleri arasında yer alırken, "Erbakan'ın konuşmasındaki adil düzen ile anlatılmak istenen dini kurallara dayalı devlet düzenidir." denildi.
Erbakan'ın olay yaratan ve "Bu parti İslami cihat ordusudur. Bütün gücünle bu ordu için çalışacaksın. Çalışmazsan patates dinindensin" sözleri "saptanamamıştır." gerekçesiyle kapatmaya dayanak yapılmazken, Başbakanlık Komutunda yemek verilmesi kapatma gerekçeleri arasında sayıldı. Bu suçlamayla ilgili yapılan değerlendirme ise şöyle:
"İktidar partisinin genel başkanı sıfatını taşıyan bir kimsenin laiklik karşıtı söz ve eylemlerden kaçınmada herkesten daha dikkatli ve özenli olması gerekir. Başbakan olan bir kimsenin TC'nin kuruluşundan sonra laiklik ilkesinin gerçekleştirilmesine yönelik anayasada belirtilen devrim yasalarına aykırı kıyafetler içindeki kişiler", Başbakanlık konutuna davet ederek bunların devlet katında kabul gören kişiler olduğu görüntüsü vermesi laik hukuk düzeninin reddi anlamına gelmektedir. Parti Genel Başkanının dini görüntü ve anlayışa laik devlet düzenini oluşturan kurallardan daha üstün bir yer verdiğini gösteren, açıkça siyasi çıkar ve nüfus sağlanmaya yönelik olduğu bu davranışın laikliğe aykırılık oluşturmaktadır."
RP'nin kapatılmasında Erbakan'la ilgili gerekçelerden bir kısmını buraya yazdık. Ancak gerekçede Şevki Yılmaz, Hasan Hüseyin Ceylan, ibrahim Halil Çelik ve Şükrü Karatepe'yle ilgili gerekçelerde var. Her halükârda gerekçenin özünde laikliğe aykırılık" olduğu açıkça görülmektedir.

KARŞI OY KULLANAN ÜYELERİN GEREKÇELERİ

l- ÜYE HAŞİM KILIÇ'IN GEREKÇELERİ
RP'nin kapatılma kararma muhalif kalan Anayasa Mahkemesi üyesi Haşim Kılıç, karşı oy gerekçesinde düşünce özgürlüğünün yalnızca olumlu karşılanan, zararsız veya önemsiz sayılan görüşler için değil, şoke eden, şaşırtan, endişe verici görüşler için de geçerli tutulmasını istedi.
Kılıç, Avrupa İnsan Haklan Komisyonu'nun daha önce Anayasa Mahkemesince kapatılan TBKP, Sosyalist Parti, HEP ve DEP'in başvurularını kabul ettiğini belirterek, mahkemenin de vereceği kararlarda bunu dikkate alması gerektiğini kaydetti. Kılıç'ın görüşlerini dayandırdığı Divan kararlan şöyle:
"Düşünceyi açıklama özgürlüğü, demokratik toplumun önemli temellerinden birini oluşturur. Sözleşmenin onuncu maddesi, yalnız uygun ve iyi olarak düşünülen veya zararsız veya önemsiz sayılabilecek haber veya düşünceler için değil, aynı zamanda devleti veya toplumun herhangi bir bölümünü şoke eden, güçlendiren veya rahatsız eden düşünceler ve haberler için de geçerlidir ve uygulanmalıdır. Bunlar çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirli olmanın gerekleri olup bu özellikler olmadan herhangi bir demokratik toplum düşünülemez."
Haşim Kılıç, 1995 yılında anayasada yapılan değişikliklerin parti kapatmayı zorlaştırdığını kaydederek, genel başkanın konuşması esas alınarak bir partinin kapatılamayacağını belirtti.
Kılıç, RP'nin kapatılması kararına "Savunmalar alınmadan, tanıklar dinlenmeden yargılama yapılmış, anayasada öngörülen herkes meşru savunma ve yollardan faydalanarak yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir, kuralındaki hak arama özgürlüğünün ihlal edildiği" görüşüne vurgu yaparak partilerin 'suç odağı' olma gerekçesiyle kapatılmasının kolaylaştırıldığını belirterek bu durumu eleştiren Kılıç, bu durumun diğer partiler için de bir tehdit oluşturduğuna dikkat çekti.
Erbakan'ın TBMM'de parti liderleriyle anayasa değişikliği konusunda yapılan zirvedeki konuşması ile partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmanın "yasama sorumluluğu" kapsamında görülmesi gerektiğini savunan Kılıç, şu görüşlere yer verdi:
"Anayasa kuralı gayet açıktır. Milletvekilleri Meclis çalışmaları sırasında kullandıkları oy ve ileri sürdükleri söz ve düşüncelerden dolayı sorumlu olmayacaktır."
Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesi'nin Erbakan ve diğer RP'lilerin türban ve başörtüsü konusundaki ısrarlarını kapatma gerekçesi yapmasına da muhalefet etti. Bununla ilgili yasalar hakkında ayrıntılı açıklamalarda bulunan Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü.
"Yüksek öğretim kurumlarında kılık ve kıyafet biçimi sosyal, kültürel, kişisel görüşler, gelenekler ve inançların gereğ gibi olgu ve değerlere bırakılmıştır. Zira üniversiteler evrensel ve özerk kuruluşlardır. Bu özellikleri sebebiyle bünyesinde özgür düşüncenin, özgür araştırmanın ve özgür tavrın biçimlenmesi esas alınmıştır. Böyle genel bir düzenleme için de "inançları gereği" giyinebilecek bazı kimselerin de olabileceği gerçeği düzenlemenin 'dine göre' yapıldığı anlamına gelmez, inançları gereği giyinmek isteyenlerin bu yasa kapsamı dışında tutulması esasen eşitlik ilkesine aykırı bir davranış olur."
Herhangi bir inanç grubunun hak ve özgürlüğün önünde bulunan engellerin kaldırılması için bir siyasal parti ya da üyesinin düşüncesini açıklamasının, çözüm önermesinin dinsel inancı istismar olarak yorumlanmasına karşı çıkan Kılıç şöyle devam etti.
"Demokratik devlet, farklılıkların bir arada bulunduğu ancak insanların barış içinde bir arada yaşayabildiği ülke demektir. Herkesin aynı şeyleri düşündüğü, aynı görüşü ifade ettiği farklılıkların bulunmadığı tekçi düşüncelerin dayatıldığı bir ülkede demokratiklikten bahsedilemez."
Erbakan'ın Başbakanlık Konutu'nda tarikat liderlerine verdiği yemeği "toplumsal barış ve kaynaşmanın amaçlandığı sosyal etkinlik" olarak değerlendiren Kılıç, yemeğe katılanların RP ile herhangi bir organik bağlarının olmadığına da dikkat çekti. Kılıç, "Kıyafetlerinden dolayı siyasi parti liderinin sorumlu tutulması, neticede partisinin kapatılması, milletvekilliğinin düşmesi ve siyasi yasaklı durumuna gelmesi, ne ulusal, ne de uluslararası hukukun kabul edebileceği hukuk anlayışı olamaz; böylesij başka bir ülkede gösterilemez." dedi.

2- ÜYE SACİT ADALININ GEREKÇELERİ

RP'nin kapatılma kararına muhalif kalan üyelerden birisi de Sacit Adalı oldu. Adalı karşı oy gerekçesinde, laikliğin perçinlenmesi için RP gibi partilerin varlığının zorunlu olduğunu dile getirdi.
Adalı, karşı oy yazısında Eric Fromm'dan Andre Cide'ye, Dostoyevski'den Ortega Gasset'ye kadar geniş bir referans kullandı. Partilerin odak olma nedeniyle kapatılabilmesi için "tekrar-devamlılık-yaygınlaşma" koşullarının gerçekleşmesi şartının aranması gerektiğine işaret eden Adalı, bunların partiyi bağlamayan bireysel suçlar olarak görülmesi gerektiğini belirtti.
Türkiye'de her hata işleyen kişi veya kuruluşlara yaptırım uygulanmadığına işaret eden Adalı, "Çıkartılan kanunlar herkes için geçerli olmamaktadır. Beklenmekte, istenmeyen kişi ve kuruluş geldiğinde "elek" sıklaştınlıp, mesele yargı darboğazında çözülmektedir. Bu hem kanunların genelliği ilkesine aykırıdır, hem de siyasetin kendi yükünü yargıya devretmesine yol açmaktadır. Siyasetin esnek kuralları yerine yargının sert kaideleri ile mesele çözümlenecek sanılmaktadır. Oysa, her iş kendi ortamı içinde çözülmeli, yargı son aşamada müdahale etmelidir" görüşünü dile getirdi.
"Çoğunluğu alan ve iktidar olan parti, hâlâ yöneten statüsünde değilse nerededir?" sorusunu ortaya atan Adalı, demokrasinin "bölme ve parçalama, susturma ve bastırma, gocundurma ve kaçırma sanatı" olmadığını kaydetti. Adalı, demokrasilerde, bir partinin kolayca elimile edilemiyeceğini belirtirken, "Onu ortadan kaldırmanın şartları kolaylaştırılamaz" dedi.
Adalı, düşünce üretiminin engellenmesi halinde demokrasinin gelişemeyeceğini belirtirken, RP'nin kapatılması ile ilgili "Adı geçen parti müesses nizamın ve rejimin bir parçasıdır. Aldığı oylarla kitle partisi düzeyine gelmiştir. Laikliği zedelemek değil, pekiştirmek için, belki, varlığının zorunluluğu bile düşünebilir. Şu 'gökkubbe altında' bugüne kadar zaten söylenmedik hiçbir söz kalmamışken, hem de TBMM çatısı altında söylenenleri bugünkü ortamda suç saymak, ancak geriye dönüş, hak ve özgürlükleri askıya almak olur" dedi.
Karşı oy yazısında uluslararası sözleşmelere de yer veren Adalı, muhalefet yazısını şu cümlelerle tamamladı:
"TC devleti güçlüdür. Vatandaşlarına, sivil toplum örgütlerine, partilere karşı kendini özel bir korumaya almasına, resmi söylemlere sığınmasına ihtiyacı yoktur. Laiklik oturmuştur. Devlet, taraf olmaktan çıkartılmalıdır. Belki devletin tanımı bile değişmelidir. Kimse devlet değildir veya tam tersine devlettir. Çünkü herkes bir kişinin hizmetindedir; ama ne varki bugünkü sistemde bir kaç kişinin devlet olması onlara ayrıcalık sağlamakta, elindeki gücü bildiği gibi kullanma tehlikesi doğurmakta, asıl çekişme ve çatışmaların kaynağı da çoğu zaman bu olmaktadır. Siyasi mücadele eşit yürütülmelidir; partiler dahil herkesin şansı her zaman ve her yerde eşittir."

TEBESSÜM ONUN YÜZÜNDEN EKSİK OLMAZ

Erbakan, 29 Ekim 1997'de Cumhuriyet törenlerinde partisi ile İlgili kapatma görüşmelerinin devam ettiği Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özdenle sohbet ediyor. Hem de kin ve nefret duymadan tebessümle...
Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden, RP davası karara bağlanmadan az bir süre önce yaş haddinden emekli oldu. Yerine Ahmet Necdet Sezer getirildi. Böylece RP'nin kapatılması ile ilgili kararın altına imza atmak, Yekta Güngör Özden'e nasip olmadı.