SANAYİ DAVAMIZ
SANAYİ DAVAMIZ
Bu konferans 1973 te Mili Gazete'nin davetlisi olarak Sayın Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN tarafından İstanbul’da verilmiştir.Esselâmü aleyküm, muhterem İstanbullu kardeşlerim! Sözlerime başlarken, her şeyden önce, böyle güzel, nezih bir akşamı hazırlamış olmasından dolayı «Mîllî Gazete» ve onun yöneticilerine huzurunuzda teşekkür etmeyi bir vazife sayıyorum. Bu hareketlerinde hiç şüphesiz, memleketimizde örnek bir adım atmış oluyorlar. Bütün güçleriyle memleketimizin her sahada kalkınması içîn çalışan, çırpman, mîlletimize ahlâk ve maneviyat vermek gayretini gösteren, memleket meselelerinde, memleketini, vatanını seven İnsanların nasıl düşünmesi lâzım geldiği hususunda örnekler veren ve binlerce, onbinlerce memleket evlâtlarını her gün yetiştiren, vatana ve millete hizmet için şuurlandıran «Millî Gazete» nin bugüne kadarki büyük ve çok kıymetli hizmetlerine, bu aksam da bir gazete olarak, böyle Örnek bir adımı atmasından dolayı, huzurunuzda tekrar teşekkür etmeyi ve kendilerini tebrik etmeyi vazife sayıyorum. Bu akşam, bu müstesna akşam, bendeniz için de ayrıca bir saadet kaynağı oluyor. Şu bakımdan, bakınız bugün memleketimizdeki büyük Millî Selâmet Dâvası» hususundaki çalışmalarımızda, çok defa milletimize umumî meselelerimizi arz etmek mecburiyetinde kaldığımız için, bu meseleler İçerisinde çok mühimlerinin dahi detayına ve teferruatına inmeye konuşmalarımızda fırsat bulamıyorum. Halbuki Millî Gazete» şimdi, bu akşam, bütün bu meselelerin her tarafını, hepsini bîr kenara koyarak, bunların içerisinde en hayatî mevzulardan birisi olan, Türkiye'nin sanayileşmesi mevzuunu başlı basına alıp ortaya koymuş olduğu İçin, inşaallah bu akşamki konuşmamızla böylece çok büyük bir memleket meselesini, sadece o meselenin içinde kalmak üzere, zamanın müsaadesi nispetinde derinliğine inmeye çalışacağız.
GÜMÜŞ MOTOR FİLMİ
Aziz kardeşlerim, Türkiye'nin sanayileşmesi mevzuunu aramızda İncelerken, Türkiye'nin sanayileşme dâvasına hakikaten çok mühim bir adımını teşkil e-den ((Gümüş Motor» mevzuunu ayrıca bîr film ile takdim etmek düşünülmüştür. Ondan dolayı bendeniz, konuşmalarımızın bu noktasında, yüksek müsaadelerinizle her şeyden önce, şu filmi seyredelim arzusu ile konuşmama burada bîr miktar ara vermek istiyorum. Hep beraber filmi seyrettikten sonra asıl konuşmamızın mevzuuna gireceğiz İnşaallah... (film)
Aziz İstanbullu kardeşlerim, biraz Önce sizlere konuşmamızın arasında Gümüş Motor Fabrikasına ait bîr film gösterildi. Bu filmi dikkatle takip buyurdunuz. Hiç şüphesiz film hepinizi heyecanlandırdı. Yüzlerinizden ve gözlerinizden bu heyecanınızı okumak mümkün. Aziz kardeşlerim, bu görmüş olduğunuz filmin hangi manâya delâlet ettiğini daha iyi açıklayabilmemiz İçin, şimdi sizlere, bu konuşmamda bazı hususları bir bir ele alarak arzetmek mecburiyetini duyuyorum. Bakınız her şeyden önce Türkiye sanayileşmeye niçin mecburdur? Bu nokta üzerinde durmamız, bizim bugüne kadarki, milletimizin sanayileşme tarihine bir bakış yapmamız, ve yakın tarihimizdeki sanayileşme hareketine bir bakış yapmamız, halihazır sanayileşme yolundaki çalışmalara bir bakış yapmamız ve bütün bu bakışlar arasında da Gümüş Motor'un ne olduğunu, onun yerini belirtmemiz, zannediyorum ki, mevzuumuzun açıklanması için hem faydalı ve hem de zaruridir.
SANAYİLEŞMEĞE NİÇİN MECBURUZ?
Aziz, kardeşlerim, biraz Önce arz ettiğîm plan üzerinde, sîzlere çok kısa olarak Türkiye'miz niçin sanayileşmek mecburiyetindedir? Bu hususu birkaç cümle İle belirtmeye çalışmak istiyorum. Bakınız bugün yurt sahasında birçok yerlerde yaptığımız konuşmalarda, her zaman bu 40 milyona varmış milletimizin, maalesef bir milyon evlâdının dış memleketlere işçi gittiğini, 50 bin hanımımızın ecnebî memleketlerde hizmetçi olduğunu, iki milyon vatan evlâdının da bunun İşçi Bulma Kurumunda işsizlik içerisinde beklediğini, ekmek parası için «biz de dış memlekete gideceğiz» diye beklediklerini konuşuyoruz. Bu durumda memleketimiz nasıl kurtulabilir? Ayrıca bugün tarihîn bin yıllık en zengin milleti. Dünyanın âdeta en fakir milletleri arasına düşmüştür. Çünkü yer yüzündeki 120 müstakil memleket içerisinde şahıs başına mîllî gelirimiz hâlen yukardan aşağı, 100 üncü sıraya İnmiştir. Bugün memleketimizde korkunç bir pahalılık var. Bu halde memleketimiz nasıl kurtulabilir? Bundan kurtulmak için, bir memleketin zengin olması İçin, o memleketin bütün iktisadî kalkınmasına ait her sahasında çalışılmak zarureti vardır. Yâni o memleketin ziraatçılığında, o memleketin ticaretinde hizmetler sektöründe çalışılmak mecburiyeti vardır. Ve bilhassa bunların hepsinden mühim olarak, o memleketin sanayileşme sahasında çalışılmak mecburiyeti vardır, bir memleketin fakirlikten kurtulabilmesi için. Bizim memleketimizde İse bu çalışma, bilhassa sanayileşme sahasındaki çalışma başka memleketlerden kat kat daha zarurî bulunmaktadır. Sanayileşme bizim memleketimiz için «böyle olsa daha iyi olur» diye telâkki edeceğimiz bir mesele değil, ya bu olacak veya bu diyardan gidilecek ehemmiyette bir meseledir. Bizim, sanayileşmeden hayatımızı idame ettirmemiz mümkün değil. Niçin derseniz, kısaca arz edeyim: Bakınız bu gün, Allah'a şükür, dünyanın en çok nüfusu artan milletlerden biriyiz. Senede %3 nisbetinde nüfusumuz artıyor. Bu artış dünyanın en hızlı nüfus artısı olan memleketlerinden birisi olduğumuzu gösteriyor. Artan nüfusa İş yeri hazırlamak için, bugün %18 e çıkmış olan işsizliği, orta yerden kaldırabilmek için en mühim saha sanayi sahasıdır. Ziraat sahasında da insanlar elbette istihdam edilmek mecburiyetindedir. Fakat bugün bizim Türkiye'mizin durumu öyle ki, zaten ziraat sahasında da fazla inşan kullanıyoruz. Türkiye'nin %70'i ziraatla meşgul oluyor. Köylüdür, ancak, bizim %70 köylümüzün; bugün tarlalarda çalışma durumu öyle ki, Avrupa memleketlerinde ortalama olarak bizim 10 köylümüzün yaptığını bir kişi yapıyor. Amerika'da 100 köylümüzün yaptığı işi beş kişi yapıyor. Çünkü bizim köylerimizdeki zira-atimiz bugün, ne makinalı ziraattır, ne de sulu ziraattır. Teknik tabiriyle söyleyeyim, «intansif ziraat» değildir. Sulu ve makinalı ziraat içerisinde bulunmadığımız için, çok eski devirlerden kalma İptidaî metodlarla çalıştığımız İçin, çok insan kutlanıyoruz. Az mahsul alıyoruz. Ziraatimizi inkişaf ettirirsek, kî inkişaf ettirmeğe mecburuz, ziraat sahasına yeniden insan koyacak değiliz. Bilâkis, ziraat sahasında çalışan insanları biz ziraatte İlerledikçe ziraat sahasından dışarı çekeceğiz. Bugün 10 kişinin yaptığı işi bir kişi yapacak, 9 kişi ziraî sahadan dışarı çıkacak, ondan dolayı bîr yandan artan nüfusa İş bulmak, öbür taraftan ziraatı inkişaf ettirirken, oradan boşalan insanlara iş bulmak, ancak sanayi ile mümkündür.
Ondan dolayı, Türkiye'de zaten Avrupa gazeteleri %13 işsizlik var diyor, Türkiye'nin önümüzdeki 8 yılda en büyük tehlikesi bir işsizlik infilâkının olmasıdır, diye tavsif ediliyor. Bu korkunç issizliği orta yerden kaldırabilmek için, biz dışarıya eleman gönderecek değiliz. Dışarıdaki İşçilerimiz de Türkiye'de kendi köyünün kenarındaki, çoluğunun çocuğunun başında oturarak kurulacak atölyeli fabrikalarda çalıştırmamız lazımdır. Ondan dolayı sanayileşmek bizim İçin hayatî ehemmiyeti haiz bir husus bulunuyor. Buna ilâveten, her akıllı milletin zaten sanayileşmesi lâzım gelir. Çünkü bugün yeryüzündeki alışverişleri inceleyecek olursak, ziraî sahalarda çalışan milletlerin sattıkları mallar arasındaki mübadelenin iç yüzü şudur: Sen diyor ilerlemiş bir devlet geri kalmış devlete, bîr tarlada 24 saat çalışacaksın, veya 10 saat çalışacaksın, Senin on saat çalışarak istihsal etmiş olduğun buğdayı, pamuğu, tütünü ben bîr makinanın basında iki dakika çalışarak İstihsal ettiğim makinayla değiştireceğim. Ziraî sahada bugün yapılmakta olan çalışmalar ile, sanayi sahasındaki çalışmaları mukayese edecek olursak, sanayide çalışan insanlar ortalama bir şekilde en aşağı değişik memleketlerde bire beş ile, bire on arasında mübadele ediyorlar.
REFAH SEVİYESİ ON MİSLİ YÜKSEK
Avrupa'da sanayi sahasında çalışan bir insanın, bir saati bizim beş saatlik mesaimizle değiştiriliyor. Amerika'da sanayi sahasında çalışan bîr şahsın bir saatlik mesaîsi bizim tarlada çalışan bir şahsın on saatlik mesaisi İle değiştiriliyor. Böylece sanayi, kendi milletine on misli daha yüksek refah seviyesi temin etmiş oluyor. O itibarla akıllı milletlerin süratle sanayileşmeleri zaten bir zarurettir. Bu arz ettiklerimize ilâveten, bu gün sanayileşmek ayrıca büyük bir zarurettir. Zira zirai sahada kalkınacağız desek dahi, ne yapacağız? Bize traktör lâzım, bize sulama pompaları lâzım, bize gübre lâzım, o gübreleri İstihsal edecek fabrika lâzım. Onun için ziraatla kalkınmak istiyorsak, yine sanayileşmek mecburiyetindeyiz. Bütün bunlara rağmen diğer bir husus da düşmanın silâhlarından daha üstününe sahip olabilmek, ancak kuvvetli ve kudretli bir sanayiye sahip olabilmekle mümkündür. Bir millet kendi harp sanayiini geliştirmedikçe kuvvetli ve kudretli bir millet olamaz. Buna ilâveten asıl sınaî mamulleri bizzat kendi yapamadıkça, her hususta başka milletlere bağlı kaldıkça hiç bir zaman kudretli ve kuvvetli bir memleket olamaz. Onun İçin Türkiye'nin kuvvetli ve kudretli bir millet, bir memleket olabilmesi için, aynı zamanda en kuvvetli sanayi memleketlerinden birisi olması zarurîdir.
SANAYİLEŞME TARİHİMİZ
Muhterem kardeşlerim. Niçin sanayileşmemiz zarurîdir, hususunda bazı mühim noktalan belirttikten sonra çok mühim bir noktaya daha temas etmek istiyorum O da şudur: Bakınız, yıllardan beri bizim memleketimizde öyle menfî bir propaganda yapılmıştır ki, bu memleketin evlâtları, Allah'a şükür, gün geçtikçe, bu aşağılık düşüncesi veya telkini kayboluyor. Ama bilesiniz ki uzun yıllar bu millet. Efendim biz sanayileşemeyiz, sanayi ecnebi memleketlere mahsustur, bu bizim işimiz değildir, zihniyetinin telkînatı altında bırakılmıştır. Ondan dolayı, adeta sanayileşmek Avrupalılara has bir şeymiş, bizim yapabileceğimiz bir şey değilmiş gibi tesir altında bırakılmışız.
Sanki sanayileşmek, bizim milletimizi başarabileceği bir iş değilmiş gibi, yıllarca üzerimizde bir yanlış telkinât yapılmış. Her şeyden önce bu telkînâttan, silkinip kendimizin, aslımızın ne olduğunu görmemiz, bilmemiz, lâzımdır. Bakınız, bu itibarla çok kısa olmak üzere bizim sanayileşme tarihimiz hakkında birkaç hususu arz etmek istiyorum. Daha başlangıçta arzedeyim kî, sanayileşmek bizim nemize gerek, biz böyle şey yapamayız, zihniyetinin yerine tam tersini getirip koymağa mecburuz. Biz milletimizin tarihînde sanayileşmenin, bütün dünyaya örneklerini vermiş, onun hocası olmuş bîr milletiz aslında. Ama biz kedi kendimize nasıl olduğumuz öğretilmediği için, bilâkis ters telkînâtlar altında bırakıldığımız için, uzun zamandan-berî yanlış düşünür hale getirîlmişizdir. Bakınız, tarihî vesikaların noksan olduğu eski devirleri bir kenara bırakalım, bundan 1000 sene öncesini ele alalım. Bugün Avrupa'da sanayi var, bizde yok deniliyor değil mi?
Bir defa 1000 sene önce dünyanın hail neydi? Bir defa 1000 seneden öncesini konuşuyorsak, biliyorsunuz, hepiniz tarihte Harun Reşid'in Avrupa'ya hediye etmiş olduğu saatin ne olduğunu Avrupalılar bir türlü anlayamadılar. Çalar bir saat hediye etmiş idi. O devirde daha bunun içerisinde, periler var, şeytanlar var, herhalde onlar bu işi yapıyor, diye Avrupalılar uzun yıllar Harun Reşid'in hediye olarak gönderdiği çalar saatin ne olduğunu anlayamamışlardı.
İNCE TÜL'Ü İKİYE BÖLEN KILIÇ
1000 sene önce haçlı orduları zamanında Avrupa neydi, biz neydik? Bu husustaki bir filmin sahnesini çoğunuz hatırlarsınız. Arslan Yürekli Risar geliyor. İki mesnedin üzerine bir kalın demir tuğ kovuyor ve kılıç ile b;r darberde bunu İkiye bölüyor. Buna karşılık da Selâhaddin-i Eyyûbi, bir incecik tül'ü havaya atıyor. O tül kendi ağırlığı ile aşağı düşerken kılıcını altına tutuyor. Tül kendi ağırlığı ile düşerken iki parça oluyor ve yere iniyor. Bugün teknolojik bakımdan açıklamak, isbat etmek mümkündür kî, Selâhaddîni Ey-yubî'nin kılıcının çeliğine verilmiş olan su, Aslan Yüreklî Risar’ınkinden 100 gömlek üstün bir su Selahaddini Eyyûbi onu orada teknik bakımdan mağlûp etmiş bulunuyordu. Öbürü kaba kuvvet. Bu iş içinde aynı zamanda çok lâtif bir ruh ve mâna gösteriyor. Fakat teknolojik bakımdan da çok üstün bîr sanata sahip olduğunu gösteriyor aslında. Bakınız Almanya'da bugün en büyük çelik merkezlerinden birinin adı «Solingen» şehri. Bu şehrin menkıbesini araştırırsanız, göreceğiniz hakikat şudur: Solingen bir uslanın adı. Haçlı ordularına iştirak etmiş bir köylü bu. Gelmiş bizde çeliğe su nasıl verilir, bunu Öğrenmiş, seferden dönmüş, Avrupa'da ilk defa çeliğe su vermenin tatbikatını yapmış, demirci olmuş. O köyde 30 kilometre trenle gitseniz, bugün ucu bucağı bulunmayan bir çelik sanayisinin doğduğunu görürsünüz. Ama bizden öğrenmiş, hocaları biziz.
Gel yakın tarihe kadar, 500 sene öncesine bak. Sultan Fatih'in döktürdüğü toplara. Aslında o kadar kısa zamanda dökülebilmesi dahi büyük bîr sanayi harikasıdır. Anlayanlar, inceleyenler için ve size şunu söyleyeyim: Bugün Türkiye'de aynı topları aynı şartnamelerle ihaleye çıkartınız, bugün o topları dökemeyiz. 400 sene önce bizim ordumuz Viyana'ya yürürken, iman kuvvetinin yanında, o devrin en büyük teçhizatına sahip idi. Her türlü askerî silâh ve vasıtalarla donatılmış idi. Bütün bu askerî silâh ve vasıtaları biz kendimiz imâl ediyorduk. Başka milletler her harbe girişte, bizden yeni yeni şeyler öğreniyorlardı.
BİR KIŞ ESNASINDA.
Yine sık sık verdiğimiz çok mühim bir misal var: Bundan 200 sene önce Ruslar gelip, İnebahtı’da 200 parça gemimizi yaktıkları zaman biz, bir kış esnasında, tekrar 200 parça, o devrin harp zırhlılarını imâl etmiş ve bütün Akdeniz'e hâkim olmuştuk. Bu 200 parça geminin bîr kışta inşası büyük bir hâdisedir. Sadece teknik bilgi değil, disiplin ve organizasyon harikasıdır. Daha ileriye geliniz, bakınız yakın tarihimizde son vakitlere doğru, biz bundan 70 sene Öncesine kadar, daima Avrupa'nın önünde bulunmuşuz. 70 sene öncesine kadar onlardan bir karış geri kalmamışız. Şu tenkit daima yapılmaktadır: Yanlış ve haksız olarak, evet efendim tarihimizde böyle büyük harikalar var top dökülmüş, kılıç imâl edilmiş, çeliğe su verilmîş ama, sizin tarihinizdekî diyor ecnebiler, bilhassa bu harikalar, birer sanat harikasıdır, sanayi ise başka şey, sanayide organizasyon ve disiplin mühimdir, kütle halinde imalât mühimdir. Sizde bunun numuneleri tarihinizde yoktur demek istiyorlar. Halbuki bu sözlerinin esli yoktur. Asıl sanayi diye bugünkü fabrikaları kastediyorsak, buyurun fabrikalar bakımından tarihimizi mukayese edelim:
DÖRT MİSLİ BÜYÜK
Bir defa bizde kurulmuş olan «Defterdar fabrikası» nı ele alınız. Defterdar fabrikası, tam 150 sene önce kurulmuştur. Tekstil sanayiinin komple bir fabrîkasıdır. Bugün ise, Türkiye'nin en büyük fabrikalarından birisidir 10 sene öncesini düşününüz. O tarihte, bugün tekstil sanayinin merkezi neresidir? İngiltere'de o devirde kurulan tekstil fabrikalarının dört misli büyüğündedir. En büyüğünün 4 misli büyüğündedir. Niye, Osmanlı imparatorluğu fabrika kurarsa elbette İngiltere'nin 4 misli büyüğünde kurar da onun için. Niye olacak, «Hereke Fabrikası» nı al bakalım. Bu gün de en İyi kaliteli kumaşı dokuyan Hereke Fabrikasıdır. 90 sene önce kurulmuş bir fabrika bu. Ve o devirde en iyi kumaşları dokuyan fabrikadır. Ve bîr de kuruluş maksadını inceleyiniz. Sultan Hamid Cennetmekân zamanında kurulmuş bir fabrikadır. Sultan Hamid Cennetmekân kendi sırtında giydiği palto ve sarayındaki mefruşat dahil, bütün bunları, yerli malı olarak kullanmaya son derece dikkat etmiş bir insandı. Bütün askerin her türlü teçhizatı yurdumuzda yapılmıştır. Hereke fabrikası o devrin teknik bakımdan ne kadar ileri bir fabrikasıydı kî düşünün, bugün dahi aynı fabrika, en İyi kumaşları dokuyan fabrikadır.
İleriye geçiniz bakalım: Bizde bütün dünyada elektrik fabrikası, Paris'te, Londra'da kurulduktan sonra, bir kaç ay farkla İstanbul’da kurulmuştur. Silâhtarağa'daki fabrikanın kuruluşu, dünyadaki ilk elektrik fabrikalarının kurulduğu yerlerden, tarihlerden ancak bir kaç ay farklı... Galata Köprüsü yapılmış. Bilhassa Sultan Hamid Cennetmekân zamanında bütün sanayi hareketlerinin hepsi, en önde giderek takip edilmiştir. Şu yukarıda, Balmumcu Çiftliği'nin orada basılan Ha-midiye Suyu, dünyada ilk defa su basıldığı tarihte basılmıştır.
MOTOPOMP İSTASYONU
Ve Kâğıthane'ye kurulmuş olan, motopomp istasyonundan basılan su ile, su Hamidiye Çeşmesi'ne çıkarılmıştı. Galata Köprüsü aynı tarihte yapılmış, dünyada ilk tünellerin kurulduğu sırada, Beyoğlu'nun şu, bugün dahi kullandığımız tüneli yapılmıştır. Ve bundan 80 sene Önce, biz gemi inşa iyesinde dünyanın en ileri memleketiydik. Hamidiye tipi kruvazörler, bizde yapılmaktaydı. Makina aksamı dahil Abidin Daver şilebi gibi gövdesi bittikten sonra 7 sene Haliç'de beklemîyordu. 80 sene önce yapılan gemiler, bir yandan gövdesi yapılırken, öbür yandan da makinası yapılmış oluyor ve böylece bütün dünyada yeniden büyük hâkimiyetimiz gösteriyor idik. Bizim tarihimiz aslında böyle geliyor. Biz bugünkü fabrikalar başladığı zaman da, dünyanın en ilerisinde ve en önünde yürüyorduk. O zamanki zırhlılarımızın zırhları, o çeliklerin suları bizde veriliyordu. Size çok mühim bir mevzuu anlatmağa mecburum; Mazimizdeki sanayi anlayışını açıklamak bakımından:
FORD FABRİKALARI VE ABDÜLHAMlD
Sene 1905, Amerika’da Ford Fabrikaları ilk defa otomobil imâl ediyor ve bu ilk otomobilleri, dünyanın o zamanki en büyük krallarına hediye edeyim de, onların fikirlerini tesbit ederek otomobil satışının reklâmını yapmış olayım, diyor. Dünyanın en büyük kralı kim? Başta Sultan Hamid Cennetmekân. Bir numaralı otomobil ona gönderilecek diyor, Ford fabrikaları kralı. Arkasından Alman imparatoru, İngiltere Kralı, öbürlerine de birer tane otomobil hediye ediliyor. Ford otomobili İstanbul'a geliyor. Sultan Hamid Cennetmekân, bu gelen otomobili bir müddet bekletiyor, Amerikalı heyetle beraber., ikide bir müracaatta bulunuyorlar: Efendim bir deneseniz de, bir denesenîz de... Vakti gelince deneriz diyor. Bizim programımızı siz çizecek değilsiniz. Sırası geliyor, bîr cuma günü, o otomobile biniyor. Ve Cuma'da Yıldız'daki camiye çıkıyor. Camiden çıktıktan sonra heyet orada, ayakta duruyor. Hemen arkasında: Efendim bu otomobili nasıl buldunuz? Fikrini sormak için, önünü kesiyorlar. Cuma selâmlığı bittikten sonra, Sultan Hamid Cennetmekân kendilerine diyor ki, onlar nasıl buldunuz sualini sorarken: «Bu otomobili buraya ne île getirdiniz?» diyor. Efendim şu aşağıdaki gemiyle getirdik, diyorlar. «Bunu hemen içine koyun, geri götürün» diyor. Neden Efendim sizi rahatsız mı etti, bizim bilmediğimiz bir şey mi oldu? Diye telâşa koyuldukları vakit, onlara diyor ki: «Bunun bir parçası kırılırsa ne olacak?» Efendimiz emredersiniz, derhal getiririz. Nereden?, tâ Amerika'dan... Sultan Hamid Cennetmekân’ın söylediği söz şu: «Bu arabaların parçaları benim yurdumda yapılıncaya kadar, ben bunları Türkiye'ye sokmam» diyor. Ama arkadan ne yapıyor? Sultan Hamid Cennetmekân bu sözü söyledikten sonra saraya geliyor ve Maarif Nezaretine bizzat kendisi emir yazdırıyor: «Bu sanayiin bütün şubesi en kısa zamanda Türkiye'de öğretilip kurulsun»... Sultan Abdülhamid Cennetmekân bilhassa Galvone Plâstiği, yani nikelâj kaplaması üzerine, kromaj kaplaması üzerine, ihtisasa gidecek însanların emirnamesini de hassaten eliyle yazıyor. Bu sanayi ilerde çok büyük ehemmiyet kazanacağa benzemektedir, imparatorluğun, Varna, Şam, Bağdat., bütün buralardaki sanat mekteplerinden kabileyetli çocukları toplayınız ve bu çocuklar bir ân evvel, gitsin bu sanatı öğrensinler, buyuruyor.
HİCAZ DEMİRYOLU
Sultan Hamid Cennetmekân 5 senede butun Anadolu'nun demiryolunu yaptırmış insan.
Ondan dolayı o devirdeki sanayileşme ve tabiî bildiğiniz gibi Hicaz demiryolunu da, Türk mühendisleri inşa etmişlerdi. O devirdeki sanayileşme zihniyeti bugüne kadar devam etmiş olsaydı, bugün biz. dünyanın en büyük uçaklarını yapan ve hepsini yüzde yüz kendisi imâl eden bir memleket olacaktık. Zerre kadar şüpheniz olmasın, o devirdeki inkişafı nazarı itibara alırsak... Ama ne oldu, Maalesef 15 senelik bir harp devresi girdi araya. Bu harp devresinin arkasından koskocaman imparatorluğumuzun parçaları elimizden alındı. Yakılmış, yıkılmış bugünkü Anadolumuzun içinde kaldık. Kaldık da ne oldu? Yeniden çalışmalar başladı. Cumhuriyetten sonraki sanayileşme çalışmalarını, birkaç devre içerisinde mütalâa etmek mümkündür. 1323 den ikinci Cihan Harbi'nin başına kadar memlekette sanayileşmek için bazı gayretler olmuştur.
ECNEBİ MÜTEHASSISLARA İTİBAR
Bu devirde birtakım sanayi müesseseleri de kurulmuştur. Ve millî bir sanayiin kurulması gayreti ve şuuru mevcut idi. Ancak o devrin en büyük hatâlarından biri, ecnebî mütehassıslara fazla itibar etmek oldu. Bir misalle arz edeyim. Meselâ, demir-çelik fabrikasının kurulmasının tarihini İnceleyiniz. Sene 1925, Büyük Millet Meclisi Türkiye'de bir demir-çelik sanayiinin kurulmasını, bütçe müzakerelerinde Meclis olarak karar altına alıyor. Hükümete de emir veriyor. Bak diyor, yanıp yıkılan Almanya hemen demir-çelik sanayi kurdu. Sanayileşmeye başlıyor. Biz onlardan geri kalmayalım, bizde de bu sanayi kurulsun deniyor. Millet Meclisi bu kararı alıyor. Hükümet bir demir çelik sanayiinin nasıl kurulacağı hususunu bir Belçikalı uzmana havale ediyor. Belçikalı uzman geliyor 1925 senesinde. Bir kaç sene Türkiye'yi inceledikten sonra bir rapor veriyoruz: Siz diyor, demir çelik fabrikasını kuramazsınız. Siz bu sevdadan vazgeçin «şeftali yetiştirmeye bal kın», diyor.
SİZ ZİRAATE BAKIN
Bundan sonra 8 sene memleket vakit kaybediyor. Sene geliyor 1933e, tekrar bütçe müzakereleri esnasında, bakınız Almanya büyük adımlar atmaya başlıyor. Aman biz de demir çelik sanayiini kuralım diye, yine Millet Meclîsi karar alıyor. Bu karar üzerine de, bu sefer bir Avusturyalı uzmana aynı mevzu havale e-diliyor. Onun verdiği rapor da öbür kardeşininkinden farklı değil. O da yıllarca buraya geliyor, etrafı gezdikten sonra, siz demir çelik sanayii kuramazsınız, «siz ziraata bakın», zihniyetini telkin etmeye çalışıyor. ne zamanki ikinci Cihan Harbi patlıyor. Harp patladığı zaman, aman bu işler demir çeliksiz olmayacak. Artık katiyetle ne yapıp yapalım, bunu temelini atalım deniyor. Bugünkü Karabük'te bu temel atılıyor. Tasavvur buyurunuz ki, 1923 nere 1938—39 nere, ara yerde tam 15—16 senelik vakit geçmiş. Bu ara yerde geçen vakitleri, 1925 ten sonra hesaplasak dahi 13 senelik bir zaman kaybediyoruz.
SANAYİDE ZAMAN MEFHUMU
Halbuki bu 13 senelik zaman sanayide çok mühimdir. Sanayileşmenin en büyük avantajlı tarafı, çok kısa zamanda çok büyük netice orta yere koyabilmesidir. Sanayileşme dâvasında 13 sene büyük zamandır. Maalesef ecnebî mütehassısların zihniyetlerine kapılacak bir durum içerisinde bulunulduğu için, bu memlekete demir çelik sanayii 1925 de değil, ancak tâ 13 sene sonra temeli atılabilmiştir. Böylece bir çok kıymetli yıllar, asıl sanayileşmede çok mühim müesseseler yapılamadan gelmiş geçmiştir. Halbuki dünya ü-zerindeki diğer milletler, bu yılları son derece isabetli bugüne kadar geçen yıllar arasındaki, aradaki zihniyet şekilde kullanmışlar, 80 sene aramızdaki fark, bütün bugüne kadar geçen yıllar arasındaki, aradaki zihniyen ve tutumdan dolayı aleyhimize işlemiştir.
UÇAK BİLE İMAL EDİLDİ
Sene 1939, harp ilân edilmiş, dışardan bir şey İthaf etmek İmkânı yok. İşte İlk defa o zaman yeniden bize makina imalâtı mecburen başlamıştır. Makinaların parçaları yavaş, yavaş millî mal olarak imâl edilmiştir. Bu arada hatırlatayım ki, bu devrede Türkiye'de uçak bile imâl edilmiştir.
Ankara'da bir uçak fabrikası kurulmuştur. Bugün traktör imâl eden fabrika, aslında uçak fabrikası olarak kuru!muştur. Makinalarını yapmak üzere uçak motorları -imâl ediyordu. Bugün de Ankara'daki THK nün uçak gövdesi için kurulan fabrika da uçak İmâl etmek üzere kurulmuş İdi. O devirde uçaklar da yapıldı. Ve bu yapılmış olan uçaklardan 4 tanesi de Danimarka'ya bile satıldı. Fakat maalesef o harp içerisindeki zihniyet öyleydi ki, bizim kendi ordumuzun talim uçakları bile kendi fabrikamıza sipariş verilmedi. Bir takım komisyoncuların tesiriyle, onlar dahi dış memlekete sipariş verildi. UÇAK YAPMIŞ OLAN BU FABRİKA BUGÜN MOBİLYA FABRİKASI OLARAK ÇALIŞIYOR. MASA, SANDALYE YAPIYOR. HALBUKİ O FABRİKA 30 SENE ÖNCE UÇAK İMÂL ETMİŞ İDİ. Eğer o zihniyet üzeride yürünmüş olsaydı, bugün şimdi yıllardan beri başlayacağız denilen sanayi, çoktan kurulmuş olacaktı. Buna rağmen ikinci Cihan Harbî esnasında faydalı çalışmalar olduğu inkâr götürmez. Ama ne vakit ki, ikinci Cihan Harbinden sonra dış yardımlar gelmeye başladı, bizdeki imalâtçı sanayi yine durdu. Çünkü dış yardımları o zamanki idareciler, asıl makina sanayiinin kurulmasına değil, mamul maddelerin üzerine harcadılar.
OTOBÜS İMAL EDECEK FABRİKA
Bir misâlle arzedeyim: Sene 1951, İstanbul’a otobüs alınacak. 60 firma müracaat ediyor. Çünkü dışarıdan yardım var. Dolar olarak bedeli ödenecek. Dünyanın 60 tane otobüs imalâtçı firması teklif veriyor. Biz de Teknik Üniversitede motor hocasıyız. İstanbul Belediyesi, bu otobüslerden hangisini alalım diye bize müracaat ediyor. Biz de arkadaşlarla beraber Teknik Üniversite Motorlar Kürsüsü olarak bu mevzuu inceledikten sonra bir rapor verdik. Bu raporda belirttiğimiz temel fikir şu oldu: Dedik ki sîz bu kadar otobüsü bir defada dışarıdan alacağınıza, bu otobüsleri imâl edecek fabrikayı kursanız, o fabrikada, alacağınız kadar otobüsün hepsini aynı parayla Türkiye'de imâl etmemiz mümkündür, dedik. 1951 senesinde,. Buna rağmen, bir takım İthalâtçıların tazyikiyle o sanayi o gün kurulmamıştır. «Efendim, nasıl olur da Türkiye'de otobüs fabrikası kurulabilir? Bu hayaldir, böyle şey mümkün değildir» mütalâalarıyla bu paralar dışarıya döviz olarak verilmiştir. Amma bakınız yıllar geçti, şimdi otobüsler, motoru hariç burada yapılıyor. Halbuki o zaman bu iş yapılabilirdi. 20 sene vakit kaybedilmiştir. Aynı mesele otobüslerin motoru için de varittir. Bu otobüslerin motoru hâlâ yapılmıyor. 20 sene önce başlansaydı, bugün de bu motorlar, otobüslerle beraber ihracat yapacak noktaya gelinebilirdi. Sanayide bazı mühim şeyleri, vaktinde görüp o adımları atmak şarttır.
DÜNYA YOL KONGRESİ
Sîze bu konuşmayla İkinci Cihan Harbi'ndekî halimizi de arzedeyim: Sene 1956, İstanbul'da «Dünya Yol Kongresi» yapılıyor. Bu kongrede, ismi şimdi lâzım değil, hâlen de karayollarımızın en mühim mevkiinde bulunan kıymetli bir kardeşimiz, Karayolları Kongresi olduğu için, ev sahipliği yapıyor. Bu kardeşimiz Yugoslav Heyetini, bir akşam yemekte ev sahibi olarak ağırlamak mecburiyetinde kalıyor. Akşamleyin konuşmada, aralarında geçen hususu aynı yıl, aynı akşam gelmiş idi ve bendenize nakletmiş îdi.
Yugoslav heyeti diyor ki: «Biz yol kongresine geldik, Türkiye'de yol nasıl yapılır? Bunu öğreneceğiz sizden. Fakat sizden yolun nasıl yapılacağını öğrenmek için. buraya gelmiş olmamızda hiçbir küçüklük duymuyoruz». Neden derseniz açıklayalım diyor, Yugoslav mühendisleri: «ikinci Cihan Harbinden sonra, siz de dış yardım almaya başladınız, biz de Siz aldığınız dış yardımlarla traktörleri, iş makinalarını dışarıdan getirdiniz. Parayı oraya harcadınız. Bu makinalarla yol yapmağa başladınız. Sizin bir miktar yolunuz var. Ama bize gelince, biz dışarıdan aldığımız yardımı traktöre, greydere buldozere vermedik. Bu yardımı onları imâl edecek olan makina fabrikasına verdik. Ama şimdi biz kendi traktörümüzü, kendi greyderimizi, kendimiz imâl ediyoruz. Kendi makinamızla yollarımızı yapmağa başlayacağız. Yol nasıl yapılır, onu öğrenmek için size geldik. Siz paranızı mamul maddeye veriniz. Şimdi elinizde bir hurdalık var.»
MEMLEKETİN ELİNDE MAZATUKLAR KALDI.
Hana bizim tâbirimizle, makina mühendisleri arkadaşlarımız arasındaki tâbirimizle, o dışarıdan getirilen makinaların hurdalıklarına bizler, hurdalık demiyoruz. Lâtife olsun diye. «MAŞATLIK» diyoruz. Çünkü ecnebî mamûlâtıdır da ondan. Memleketin elinde maşatlıklar kaldı, öbür memleketler ise o paralar ile onları İmâl eden fabrikalara sahip oldular. Ara yerde bir zihniyet farkı var. Bu zihniyet farkı bizim aleyhimize işledi. Biz dış yardımları makina imâl edecek sanayiye değil, o sanayinin imâl ettiği mamul makinaları tahsis etmekten, aslında büyük kayıplara uğradık.
MAKINALARI İMAL EDEN MAKİNALAR
Dış yardımların bir kısmını hiç değilse, makinalar imâl eden makinalar sanayiine yatırmamız lâzım gelir idi. Büyük hatâ işlenmiştir. Bu devrin ikinci mühim bir yanlışlığı da, asıl imalâtçı sanayiinin yerine, montaj sanayinin kurulmuş olmasıdır. «Dışarıdan parça getirilsin, biz bu parçaları monte edelim» zihniyetiyle hareket edilmiştir. Bakınız, bu zihniyet, bu yanlış zihniyet, bilesiniz ki bugüne kadar geliyor, ikinci Cihan Harbi 1944 de 45 de bitti. 1946—47 de dış yardım başladı. O günden bugüne kadar zihniyet değişmemiştir. 1947 den 1973 e geldik. Aradan tam 25—26 senelik, çeyrek asırlık bir zaman geçmiştir.
AYNI ZİHNİYET DEVAM EDİYOR.
Bizim kanaatimizce aynı yanlış zihniyet bugün de devam ediliyor. Hatâlar nedir? Biraz sonra inşallah bir bir açıklayacağım. Hattâ sözün sırası buraya gelmişken, çok mühim bir noktaya işaret etmek mecburiyetindeyim: Bakınız bu devrenin içerisinde, Türkiye'de bir mühim hâdise olmuştur, işte «GÜMÜŞ MOTOR» bu hâdisedir aslında. Dışarıdan gelen yardımlar ile makina imâl edecek fabrika değil, mamul maddeler satın alınırken, dışarıdan gelen paralar sonra hurdalığa dönecek mallara yatırılırken ve fabrika kurulsun tazyikleri karşısında da, asıl imalâtçı fabrikalar kurutacağı yerde, montaj fabrikaları kurulmağa başlamışken, Türkiye’de bir büyük hâdise olmuştur.
GÜMÜŞ MOTOR
Bütün bu gidişatın ortasında bir ada var: GÜMÜŞ MOTOR, o adanın adıdır, GÜMÜŞ MOTOR bu zihniyetin tam tersine bir adım, mühim bir çividir. GÜMÜŞ MOTOR bu memtekette, doğrudan doğruya makinayı zyüzde yüz Türkiye'de İmâl etmek için atılmış bir adım. Herkes dışarıdan motor ithal ederken, GÜMÜŞ MOTOR bu motorları ithâl etmeyelirn. Bu motorları yapacak fabrikayı getirip onları kendimiz yapalım diyen zihniyet olduğu için, o devrin içerisinde müstesna bir mevki İşgal ediyor. Ayrıca GÜMÜŞ MOTOR bu hareketi yapmış olmakla, ondan sonraki devirde yeni bir çığır açmış bulunuyor. Bizler, 1950—55—60—61 senelerindeki sanayi kongrelerine gittiğimiz zaman, emin olasınız ki, «Türkiye'de motor yapılır, buna bir ân önce başlayalım» dediğimiz zaman, kendi talebelerimiz olan mühendislerimiz içinde dahi buna İnananı çok az görüyorduk. Halbuki diğer memleket evlâtlarına bu hakikati anlatmak asla ve kat'â mümkün değil.
MONTAJ SANAYİİNİN CİROLARINI TOPLAYAN KİM
1961 senesinin 4. sanayi kongresinin zabıtlarını alıp İnceleyiniz. Bir hafta sürmüş bir kongredir. Bu bir haftada bizler bu sanayii mutlaka Türkiye'de kurulmalıdır, işte Gümüş Motor kurulmuştur. Bu kurulduğu gibi otomobil, traktör, kamyon sanayii de Türkiye'de kurulabilir. BÜTÜN BU MÜCADELEYİ YAPARKEN, MAALESEF O GÜNKÜ ZABITLAR! AÇIN BAKIN, BİR KİŞİ DE ÇIKMIŞTIR, İSMİ LÂZIM DEĞİL. «BU MEMLEKETTE ASLA AĞ1 R SANAYİ KURULAMAZ. BUNDAN VAZ GEÇİNİZ, ANCAK ŞEFTALİ BAHÇESİ YETİŞTİRİLEBİLİR» DİYOR İDİ. ŞİMDİ BUGÜN EN BÜYÜK MONTAJ SANAYİİNİN CİROLARINI BU MEŞHUR KIŞI TOPLUYOR. NE KASTETTİĞİMİ BİLENLER BİLMEYENLERE ÖĞRETSİNLER. ÇOK MÜHİM BİR ŞEY SÖYLÜYORUM. ANUYANLARA, BİLENLERE..
Aziz kardeşlerim, bakınız, GÜMÜŞ MOTOR bu devrin içerisinde bir büyük hâdisedir. Amma memleket olarak, hâlâ bugüne kadar, 25 seneden beri, çeyrek asırdan beri ciddî sanayileşme hareketi başlamadı. Niçin başlamadı?
SANAYİLEŞME VE A.P.
Bakınız, memlekette birçok şeyler yapılıyor. Efendim bu kadar çimento fabrikası kuruldu. Bu kadar tekstil fabrikası kuruldu. Bu kadar su kuruldu, bu kadar bu kuruldu. 3 sene önce Adalet Partisi'nin Sanayi Vekili sözde CHP'lilere cevap veriyor. Çıktı, bakınız dedi, 1961 senesinde çimento istihsali bu, sanayi bütçesinde konuşuluyor. O zabıtları alıp inceleyin. Hüseyin Abbas Bey kardeşim şahit. O da toplantıyı adım adım takip etmiş idi. 1961 de çimento şu kadar. 1965 senesinde bu kadar. Halbuki bakın, biz Adalet Partisini iktidara getirdik, 1965 ten 70 e kadar bu kadar, 5 senede siz bu kadar yaptınız, biz bu kadar yaptık, diye diye sayıyor İdi. Vekillerden birisi, önünü boş bulmuş konuşuyor. Ne dedik, şuradan buraya, buradan şuraya.. Tabiî bu Halk Partili milletvekillerinin de sanayileşme dâvasından haberleri yok... O, daha büyük rakam söyledikçe vay canına bunlar bizi geçti diyorlar. Orada öyle büzülmüş oturuyorlar. Tabiî böyle mühim bir meselede susamazdık. Ondan sonra, o Meclis konuşmasının bandı elimizde var. Alıp dinlemenizi rica ederim, içinde çok ibret alınacak husus var, önce şu meseleyi açıkladık: Önünüzü boş bulmuşsunuz konuşuyorsunuz. Bu söylediğiniz rakamlar neyi ifade eder? Çimento sanayii şuradan braya, buradan şuraya, benim rakamım daha büyük diyorsunuz. Bakınız, sanayileşme hareketlerinde ve bütün üretimde, esasen üretimin yıldan yıla artması, bu işle alâkalı kardeşlerim İçin söylüyorum, lineer değildir, üstel bir fonksiyondur. Yâni 1960 da 1 idi, 1969 da 10 olmuşsa sırada fark 5 diyor. 5, 3 den büyüktür, ben sizden daha üstünüm diyor. Konuşmaların mânası bu idi. Halbuki, sanayileşmenin kendine has bir kanunu var. O zaten, ondan büyük olmaya mecbur. Böyle olması maharet değil, kabahat astında. Çünkü sanayileşmede, bakınız, diyor ki, biz bir misli arttırdık diyor. O da öyle susuyor yerinde... Bendeniz, kendisine, ne susuyorsun? dedim. Kendi sana rakamlar söyledi, sen de kalk şuna söyle bakayım, Halk Partiliye söylüyorum, 1961 de 1 idi, 65 de 5 olduk, ben de 5 misli arıtırdım desene şuna. Amma neyi ifade eder? Bir sanayie başlanıp yürürken, bunlar çok tabiîdir. 1 ile başlar, ondan sonra 5 olur. Ondan sonra 10 olması kabahattir. Aynı müddette 15 olması lâzımdır. Bilmem arz edebiliyor muyum? Bir iş başlarken önce üretim üstel fonksiyon halinde gelişir, lineer gelişmez. Kendi kanunu budur onun. Lineer gelişmesi suçtur. O suçu, maharet gibi söylüyor haberi yok...
ASIL SANAYİLEŞME NEDİR?
25 seneden beri yapılan iş ve asıl sanayileşme nedir? Onu bilmeyen insanların yaptığı iştir. Neler derseniz çimento fabrikası kurduk, dokuma fabrikası kurduk, kurduk, kurduk... Halbuki bakın, simdi Antalya'da en büyük dokuma fabrikası kurulacak bugün. Sene gelmiş 1973'e, hâlâ o fabrikanın tezgâhı İsviçre'de, İngiltere'de yapılacak. Neden, o dokuma fabrikasının tezgâhını yapan fabrikayı kurmadık. Halbuki Türkiye Dünyanın en büyük pamuk memleketlerinden biri. Yün memleketi, aynı zamanda, Tekstil makinalarının en mükemmelini Türkiye'nin İmâl edip dünyaya satması tabiîdir. Eğer biz aklımızı başımıza alsak, çünkü şartlar onu gerektiriyor. Biz, makina imâl eden fabrikaya her sene milyarları gönderiyoruz. Onları zengin ediyoruz. Bizim ayağımızda ayakkabı sırtımızda palto yok. Her zaman bir sözümüz var ya: Milletin bu hale düşmesinin kabahati idarecilerdedir. Çünkü idareciler asıl memleketi kalkındıracak noktalara dikkat etmemişlerdir. Bir memleketin kalkınması, bir takım makînaları imâl edecek makina sanayini kurmaktır asıl kıymetli olan. Onun içinde de kıymetli olan var. Şimdi bugün, bir takım makina fabrikaları var amma, onlar dahi asıl ehemmiyete haiz değil. Neden derseniz, makina sanayiinde mühim olan, meselâ şimdi, bugün biz otomobil yapamıyoruz. Niçin yapamıyoruz?
Efendim, bakın % 70—80 bu senin söylediğin, pırasa tartıyorsun sen. Yeni efendim, motorun % 80 inini yapıyorum. Kilo ile tartıyorsun. Motor, asıl o senin yaptığın kısım değil, o senin yapamadığın krank miline, taşlama, krank miline harurî mücmele, o senin yapamadığın. Ayna ve mahruti dişlilerini hatasız olarak yapmak. Ve onun üzerine gereken, haruri muamele yapmak var ya, o yükte hafif fakat pahada çok ağır bîr iş, asıl isin püf noktası o. Bu gün bizde kurulan sanayi, hani o meşhur hikâyeyi düşünün, çırak da usta oldum zannediyor, yapıyor, yapıyor, yaptığı bardaklar çatlıyor. Niye? Püf noktasını bilmiyor. Bildiklerinin kıymeti yok, Asıl kıymet o püf noktasında. Sanayileşmenin püf noktasına sahip olmak gerek. Onu bilmezsen senin yaptığının, hiç kıymeti yok. Bir otomobil yap, o otomobili 900 kilosunu ben yaptım de, 100 kilosunu dışarı. Ama o 100 kilonun sanayi bakımından kıymeti çok büyük. Sen kendini aldatıyorsun. Asıl mühim olan o. Bîr ayna mahrutî dişli yapamazsan, geriye kalanın hiç kıymeti yok. Onu paldır küldür nasıl yapsan olur. Ama o ince nokta asıl mühim. Onu yapamayan memleket sanayileşmemiştir. Sanayide de mühim olan teknolojidir.
AYNA MAHRUTÎ DİŞLİLER
Türkiye'yi sanayileştirmek ne demek biliyor musunuz? O otomobillerde bu gün halen yapılmayan ayna mahrutî dişlinin, asıl makina tekniği bakımından hakikisini imâl edebildiğin gün, sen sanayiye adım atmış olursun. Yoksa onun yaptığı dokuma tezgâhını koy şuraya, ondan sonra makina çalışsın, sen de sanayi-leştim de. Hiç alâkası yok. Sanayileşmek teknolojiye sahip olmak, ucuz olarak o teknolojiyi tatbik edebilecek fabrikalara sahip olabilmek demektir. Ama teknolojiyi tatbik edebilecek fabrikaya harurî muamele yapabilecek, krank milini taşlayabilecek, pistonun üzerinin harurî muamelelerini yapabilecek, ayna mahruti dişlilerinin harurî muamelâtını yapabilecek, halbuki bu sanatın kurucusu biziz. Demin söyledim, Selâhaddîni Eyyûbi'nîn kılıcı neyi gösteriyor biliyor musunuz, Bu gün yapamadığımız, bütün Dünyaya öğretenin biz olduğumuzu gösteriyor. Çünkü ayna mahrutî dişliyi bu gün, Selâhaddîni Eyyûbi'nîn kılıcını yapan ustanın tecrübesi bizde olmadığı İçin yapamıyoruz. O usta bizde olsaydı, biz çoktan onu yapacaktık. O çeliğe su vermeyi de bütün dünyaya biz öğrettiğimiz halde, bu gün habersiz haldeyiz. MUHTEREM KARDEŞLERİM SANAYİLEŞMEK İŞTE ASIL BU CEVHERE SAHiP OLMAK DEMEKTİR. Bakınız 25 senelik sanayileşmede büyük hatâ, bu asıl cevherlere dikkat edilmemiş olmasıdır. Bu gün bile Türkiye'nin motor imâl edememesi büyük kabahat. Bundan başka ara yerde kurulan sanayiler, mühim sanayiler hep ecnebî memleketlerde projeleri hazırlanmış, ecnebî mütehassıslar getirilip buradaki işletmeye konulmuştur. Bizim sanayileşmede erkân-ı harplerimiz tecrübesizdir. Asıl tecrübe kazanacak işler ecnebî mühendislere yaptırılmıştır.
EN BÜYÜK SERMAYE ERKAN-1 HARBTIR
Halbuki sanayileşmede bir memleketin en büyük sermayesi, bu erkânı harplerdir. Bakınız, ikinci cihan harbinden sonra Almanya'da hiç bir şey yok idi. Fakat erkânı harpler vardı. Kısa zamanda tekrar her şey başlatıldı. Bir memlekete sanayi memleketidir demek, orada sanayiye ait yetişmiş, tecrübeli erkânı harpler vardır manâsına gelir. Kendi milletinden yetişmiş insanlar var demektir. 25 senedir bu noktaya dikkat edilmiyor. Maalesef bizim bu gün kurulan sanayimiz dışarıya bağlıdır. Neyle? kendi makinasıyla, ara maddeleriyle kuran mühendisiyle hem maddesiyle... Meselâ; şurada, Adapazarında bir çelik halat fabrikası vardır. Dışarıdan bakarsanız, muazzam bir fabrika. Aman ne güzel halat yapılıyor dersiniz. Halbuki bu fabrikanın yaptığı ne? Dışarıdan, hazırlanmış, her türlü muamelesi yapılmış teli getiriyor, o teli büküyor, halat yaptım diyor. Halbuki ne muazzam fabrika. Bunun teknik bakımdan ne kıymeti ver? Hiç bîr kıymeti yok. Bunlar ite övünüyor bunlar. Asıl yapılacak İşten haberleri yok.
Daha sen istediğin malzemeyi yapamıyorsun. Sanayileşiyoruz diye radyolarda, gazetelerde ağızlarını doldura doldura milyarlık rakamlardan bahsettiklerinde çok mühim bir iş yapmış olduklarını zannediyorlar. Pırasacılık metodu dediğimiz bu metodla, pazarda kantar ile tartarmış gibi tartıyor. Bazı şeyler var, o kantara gelmez ama manen çok ağırdır. Asıl cevher ondadır. Onu idrak etmek mecburiyeti verdir sanayileşmede. Ondan dolayı 25 seneden beri biz sanayileşmiyoruz, pırasa doğruyoruz. Asıl sanayileşme o teknolojinin Türkiye'ye gelmesidir. Bundan başka tabiî Elektronik sanayiine mutlaka girilmek mecburiyeti vardır. Metalürji sanayiine mutlaka girilmek mecburiyeti vardır. Yine 25 senelik çok mühim hatalarımızdan birisi, bütün filizlerimizi, madenlerimiz toprak fiyatına satmamızdır. Halbuki en ufak tesislerle onların fiyatını bire on artırmak mümkün.
ORTAK PAZARDA NEYİ VERMİYORLARSA O İYİDİR
Biz nasıl sanayileşeceğiz, bunu öğrenmek İstiyor musunuz? Size ben bir tarifle söyleyeyim: Eski bizim Osmanlı İmparatorluğumuzun sadrazamlarından birisi, bir şey söylemiş, demiş ki: Ben Ruslara sorarım bir iş oldu mu, ne diyorlarsa tersini yaparım. O en isabetli berekettir, işin kolayı var dedik ya. Bak, ben de size bir söz söyleyeyim: Hani bunlar gittiler, bîr Orak Pazar anlaşması yaptılar ya, o Ortak Pazar antlaşmasında neyi Türkiye'ye vermiyorlarsa biliniz ki; bizim asıl onu yapmamız lâzımdır. Tıpkı Rus elçisinin aynı. Neden? Çünkü o teknoloji metolurji fabrikalarını bize yasak ediyor. Onların gümrüklerini hemen düşüreceksiniz diyor. O gümrük kaideler ile topraktan çıkan cevheri biz işlemeyelim diye yapıyor adam onu. Yeni, bitmiş kurşunun gümrüğünü düşüreceksiniz diyor. Biz topraktan çıkan filizi kursun haline kendimiz getirebiliriz. Biz kendimiz gelirsek, onun bizim piyasamıza getirdiği kursun çok ucuz olur, o sanayiyi biz kurmayalım dîye hep önümüze tertibat aldılar. Bu büyük hadiseyi biliyorsunuz. Üç sene ünce Millet Meclisinde Üç Dört Saat, İki defa gene soru verip konuştuk. Falan dediler, filan dediler, hiç bir şey bilmeden gürültü kopardılar. Şimdi bizim o günkü cümlelerimiz bunların ağzında. Ne yapalım, bu anlaşmayla sanayileşmek mümkün değil diyor, şimdi kendileri. Üç sene önce bu anlaşmayı yaparken, size bunları biz söylemiştik, o zaman aklınız neredeydi? Şimdi alın imzayı. Aylardan beri, senelerden beri, kıvır kıvır kıvranıyorlar, görüyorsunuz. Yanlış atmışız imzayı, hatâ etmişiz, kendilerinin bildiğini, kapı kapı dolaşıp aman bunu düzeltin, ne olur diyorlar.
TÜRKİYE'DE HAKÎKÎ MANADA PLÂN YOKTUR
25 senedir asıl sanayileşmede faydalı kuruluşlar maalesef yapılmamıştır. Bir takım daha ziyade kâr getirecek, hemen el çabukluğu ile piyasadan kâr getirecek tesislere bu iş kaymıştır. Biliyorsunuz, çok mühim bir hususu arz edeyim size:
Efendim, plân yapıyoruz, şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz diyorlar ya, aslında plân yok ha, Türkiye'de hakikî manâda hiç bir plân yok Niye, bakınız tatbikat nasıl yürüyor: Kim kıymetli proje getirirse ona kolaylık vereceğim diyor. Bunun manâsı ne demektir? Türkiye'nin sanayileşmesinde, LOKOMOTİF olan DEVLET DEĞİL üç buçuk mutlu azınlıktır. O ne görürse projeyi getiriyor. Türkiye de o istikamete doğru gidiyor. Kendisinin, yapılması icap edeni araştırıp, tespit ettiği yok. Şu üç buçuk azınlık lokomotif oluyor, Türkiye'de onun için, asit memleketi kalkındıracak tesisler kurulamıyor. Daha kârlı olan, hemen el çabukluğu ile piyasadan fazla kâr getiren, tesislere kayıyoruz. Bu hiç bir zaman sanayileşmek demek değildir, işte halat fabrikası açık misâl: Bükecek, para alacak, o büktüğü telleri kim yapacak sonra? O taraf düşünülmüyor.
Muhterem kardeşlerim İşte bugün memleket olarak maalesef, hâlâ motorumuzu yapamıyoruz. Hâlâ traktörümüzü yapamıyoruz. Hâlâ kamyonumuzu yapamıyoruz. Hâlâ İş makinalarımızı yapamıyoruz. Yıllardan beri bunun mücadelesini yaptığımız halde, Gümüş Motor» un kurulduğu günden bugüne kadar, bu mücadeleyi yapmaktayız. Fakat maalesef, hani her demir su almayacağı gibi bir çok idarecilerimizin de zihinleri bu işi kavrayamıyor.
BU HALDEN NASIL KURTULABİLİRİZ
Şimdi bakınız, bugünkü Türkiye'nin kalkınması için ne lâzım ve inşallah 4 ay sonra MSP iktidara geldiği zaman ne yapacak, ne olacak da bu halden kurtulacağız? Çok kimse Milli Selâmet'in ne olduğunun farkında değil. Hele bazı kimseler çok büyük şeyleri bilmedikleri gibi onun her sahadaki en büyük manâsını idrakten de âciz. Bir de üstelik, bu aczin içerisinde onu şeref göstermenin gayretine giriyor. MSP iktidara gelirse ne yapacak, arzedeyim, madde 1: önce bakınız, bugün Türkiye'de perişan haldeyiz. Fabrikalar bir kaç merkezde toplanmış. Anadolu'nun hiç bir yerinde fabrika yok. Bir kaç tane devlet fabrikası, başka hiç bir şey yok... Yüz bin nüfuslu, meselâ Konya'yı ele alalım, iki yüz bin nüfuslu bir köydür bugün Konya. Bir çimento, bir de seker fabrikası, iki tane devlet fabrikası kurulmuş, bu kadar zamandan beri. Halbuki 200 bin nüfuslu bir Stutgart şehrini ele alın, İkibin tane bunun gibi fabrika vardır. Zannetmeyin ki onlar asırlardanberi bunu kurdular. Asla ve kafa. Sanayileşme öyle uzun zaman istemez. Bütün Ruhr sahası otuz senede kurulmuştur. 1870'le 1900 arasında. Başka bir husus daha arzedeyim: Almanya, 1933 senesinde Hitler iktidara geldiği zaman bir kilo ekmek almak için bir milyon mark bir çuval dolusu para ile fırına girecek kadar iflâs etmiş İdi. Bu kadar sıfıra düşmüştür. Beş senenin içerisinde bitiyorsunuz bütün dünyaya meydan okudu. Uçaklarıyla kendi imâl ettiği tanklarıyla, denizaltılarıyla bütün dünyaya meydan okudu 5 senenin İçinde. Bir millet sanayileşmeye azmedecek olursa, 5 senede çok büyük hamleler yapar.
TÜRKİYE'NİN İKTİSADİ ETÜDÜ
Muhterem Kardeşlerim, bakınız, önce bütün Türkiye'nin, her yerinin iktisadî etüdlerinin yapılması lazım. Bugün Almanya'da işçi kardeşlerimiz para topluyor, 50 milyon, 100 milyon. Kendi memleketlerine fabrika kuracak, amcasının oğluna yazıyor, Konya'da hangi fabrikayı kurayım, diye.
Dünya'da bu kadar gülünç bir şey olmaz. Bir yere bu asırda bir fabrikanın kurulması, mütehassısların incelemelerine bağlı olan bir iştir. Bakınız, bugünkü Devlet Plânlama Teşkilâtı kadar muazzam, Türkiye'nin her tarafında İktisadî etüdleri yapacak, bir etüd ve proje teşkilâtının kurulması lâzım. Bütün vilâyetler ve kazalarda İktisadî bakımdan hangi fabrikalar kurulması lâzım? Bunu mütehassıslar, hem de devlet parasıyla İnceleyecek. Bunları şahıslar incelettiremez. Çünkü büyük masraf ister. Sen Konya’ya bir fabrika kurduracaksın, 500 bin lira etüd ve proje masrafı yapman lâzım. Bunu harcadıktan sonra binbir tane müşkülât var.
ANADOLU KÖY HALİNDEDİR
Bugün kim 400 bin lirayı sokağa atabilir? Atmıyor, atmadığı için de bütün Anadolu köy halindedir. Hiç bir sanayi şehrî yoktur. Anadolu'da bugün. Onun îçin Anadolu'nun Avrupa’daki sanayi memleketleri gibi, her yanında büyük ve ciddî fabrikaların fışkırabilmesi için bütün Türkiye'nin İktisadî etüdleri mutlaka yapılmalıdır bir. Vilâyetlerde ve kazalarda organize sanayi bölgeleri yapılmalıdır ki. Yâni herkes kendi fabrikası için yeniden elektrik, yeniden transformatör, yeniden yol, yeniden su, getirmeli. Sanayi bölgesi toptan, bizzat olduğu gibi planlanmalı, yüz fabrikanın yapılacağı saha bir defada, hepsi ucuz olarak yapılmalıdır. Hepsinin telefonu beraber verilmeli, hepsinin elektriği beraber verilmeli, hepsinin yolu beraber yapılmalı ki, sonunda her birinin mamûlâtı ucuz olsun. Organize sanayi bölgeleri, bütün yurt sathında hızla yapılmalıdır. Ne acı durum ki, iki sene önce yîne bütçe müzakeresinde, Hüseyin Abbas ve Hüsameddin Akmumcu kardeşlerimizle birlikte saatlerce çarpıştık. Organize sanayi bölgelerine bir lira koymuşlar, bir lira. Yâni hiç bir yerde organize sanayi bölgesi yapılmasın diye. Halbuki bir milyar teklif etmiştik. İşin İç yüzü de bu. Ve bu paranın da nereden toplanacağını söyleyelim dedik. Şu futbola verdiğin, şu tiyatroya verdiğin, şu musluğundan şarap aksın diye yaptırdığın otellere verdiğin paralar var ya, şu üç tane turistin İznik'te bir Bizanslının ölüsünü görmesi için, 30 kilometrelik bir yola 100 milyon harcıyorsunuz ya, bu paraları toplayıp, er geç organize sanayi bölgeleri yapın. Bunların üzerine de fabrikalar bir an önce kurutsun.
KURULANLARA FABRİKA DİYEMEZSİNİZ
Bunlardan başka aziz kardeşlerim, bundan da önemli bir husus var. Bakınız, bugün Türkiye'de sanayi müessesesi kurmak, aslında dünyanın en zor İşi. Hattâ mümkün değil. Bu kurulanları kurulmuş zannetmeyin ha. Hiç biri dışarıya mal satamaz. Mümkün değil. Neden mümkün değil, Türkiye'de sanayiin kurulmasının en büyük manii ne biliyor musunuz: Mevcut mevzuat: Amerikalının meşhur sözünü unutmayın: «Siz büyük devlet olacaksınız amma mevzuatınız müsait değil» diyor. Aslında böyle. Bizim bugün büyük bir sanayi memleketi olmamız şöyle dursun, bir fabrikayı bile ciddî olarak kurmamız mümkün değil. —Niye efendim, bu kadar fabrika kuruluyor— Onlar kuruluyor ama, onların hiç birisine fabrika diyemezsiniz. Çünkü hiç biri dünya fiyatlarıyla rekabet edemez. Bu iş kökünden halledilmeğe mecburdur.
BÜTÜN SANAYİ KANUNLARI MÜLGADIR
Bakınız, MSP'nin ilk kanunu hazırlanmış «Bütün sanayi ile alâkalı ne kadar kanun var ise, hepsi müligâdır.» Bizim hazırladığımız, Türkiye'de sanayii geliştirme ve teşvik kanununun ilk birinci maddesi bu. Bu maddeyi koymadan Türkiye sanayileşmez. Bu kanunlar kalkmadan Türkiye sanayileşemez. Neden? Arzedeyim; bugün sanayi ile ilgili sayısız kanun var. önce size bir kaç tanesini söyleyeyim. Meselâ: «Alât-ı Sabite Vergisi Kanunu» Vaktiyle bakmışlar, belediyelere para lâzım. Nereden toplayalım bu paraları? Efendim, bak şurada falanca ustanın tezgâhı var, eti budu yerinde, şundan biraz para alalım demişler. Adını Âlât-ı Sabite Vergisi Kanunu diye koymuşlar. Şimdi bu kanun diyor ki: «Bir atölyede, bir ustanın yere tesbit edilmiş tezgâhı var ise, ondan vergi alacağım.» Maliye öyle düşünmüş. El âletleri var ya, o el âletlerinden vergi alayalım demişler. O fakir fukara işi. Amma adamın yere tesbit edilmiş tezgâhı var ise, ha... onun eti budu yerinde, ondan vergi alalım demişler. Kanun hazırlanmış. Kaç sene önce? Kırk sene önce. Şimdi bugünkü kanun ne iş görüyor? Dolaşın İstanbul’daki sanayii, bir çok yerlerde görüyorsunuz. Bizim de başımızdan geçti. Burada Gümüş Motor'dan kıymetli kardeşlerim var, arkada oturuyorlar, hepsi bilecekler. Siz filmde pek göremediniz, bir yerde krank taşlanıyor. Geldiler bize, bu krank taşlamayı yere bağlamayın dediler: Biz de bir müddet bağlamadık. Niye? Cıvatalarını sıkmazsan vergi vermiyorsun, sıktın mı vergi vereceksin. (Alkışlar) Arkadaşlarım bilirler, kanun öyle diyor.
TEZGAHI YERE BAĞLAMAYACAKSIN
Şimdi krank taşlayacaksınız, düşünün bir milimetrenin yüzde biri, mikron ile iş görmek mecburiyetindesiniz. Bu kadar hassas bir işi göreceğin yerde kanun diyor ki, tezgâhı yere bağlamayacaksın, iyi kaliteli mal yapanlar ceza çekiyor ha, bugünkü kanunlar böyle. Bundan başka, meselâ, şimdi bu Alât-ı Sabite Vergisi. Gel bakalım Gider Vergisi: Gider Vergisi diye bir vergi var. Yâni, şimdi sen oturdun, şurada gördüğün silindi gömleğini imâl ediyorsun değil mi? Bugün maliyeciler dökümhaneye geldiler mi, kapıların arkasına filân bakarlar. Niye biliyor musunuz? Acaba burada bu dökümhane, dökümün içerisine halita katıyor mu, diye. Onları katarsa vergi alacak, halitalı döküm yapandan vergi alıyor. Onun için onlar bilirler, dökümhanelerde onları bir kenara saklarlar. Maliyeciler geldikleri zaman, ben sadece pig döküyorum der, geçer. Halbuki o silindir gömleğinin içerisine halita koymazsan, peynir olur, peynir... «Peynir döküm» diye bir tâbir var. Peynir olur o; silindir gömleği olmaz.
MUTLU AZINLIKTAN BİRİ..
Bugünkü kanun, silindir gömleği yapmayacaksın, diyor. Kaliteli döküm yapmayacaksın diyor. Türkiye'nin hali bu. Bir memleket böyle sanayileşir mi? Hangi vergi kanununu ele alırsan al, bilesin ki mutlaka sanayie manidir. Mahsus konmuştur demiyorum amma hali bu. Gelir Vergisi.. Şimdi, bugünkü Gelir Vergisinde sanayiyi teşvik edici en ufak bir taraf var mı? Şurada; Galata'da oturan bir ithalâtçı; mutlu azınlıktan birisi, beş kuruş sermayesi yok. iki sene sonra, farzedin ki bir milyon liralık mal getirmiş. Bunu iki milyon liraya satmış. Bir milyon lira kârı var.
Bugünkü vergi kanunları ne diyor? Bir milyon lira kâr eden bir insan % 60 vergi verecek. Yani altı-yüz bin lira vergi verecek. O adama 400 bin lira kâr kalacak. Şimdi bir de sanayiciyi düşünün. Bir sanayicinin bir milyon lira kâr etmek için ne yapması lâzım? Senede bir milyon lira kâr etmesi için, bir defa en aşağı 20 milyon lira parasını yatıracak. Dört sene bin bir müşkülât ile boğuşacak. Ondan sonra da yine bir 20 milyon lira kazanacak. Onun da 600 bin lirasını vergi verecek. Bir kuruş koymayan masadaki ithalâtçı da 600 bin lira vergi verecek.
HEPSİ YOKTUR DİYECEKSİN
Bugünkü vergi kanunları kâra, kazanca göre tâyin ediliyor. Amma bu kazanç nereden çıkmış hangi zahmetle çıkmış, onu hesaba katmıyor. Dünyânın hiçbir yerinde böyle kanun yok ha, sadece bizde bu. Bakın Almanya ne yapmış, o alın teri ile kazananlara ne büyük kolaylıklar gösteriyor. Teşvik ediyor adamları. Biliyorsunuz, işçilerine mektep yapıncaya kadar hepsi vergiden muaf. Bizde Gelir Vergisi sanayicinin boğazını sıkar. Gider Vergi sanayicinin boğazını sıkar. Ne kadar kanun varsa, sanayi kurulmasın diye çalışıyor Türkiye'de. Bunları ayıklamak da mümkün değil ha. Bir tek çaresi var: «Hepsi yoktur diyeceksin» Ve işte bizlerin hazırladığı, sanayiyi teşvik ve geliştirme kanununun, onun için birinci maddesi bu. Bundan 7 sene önce yapılmış bir sanayi kongresinde, o günün idarecileri uğraşmış, uğraşmış, 933 sayılı kanunu çıkartmışlar. Sanayicilerin müşküllerini hallettik diye de etrafta bir takım lâflar edip duruyorlardı. Kongrede, bir kimse kendilerine aynen şu sözleri söyledi. Dedi ki: «Dört sene önceki sanayi kongresinde de, o zamanki sanayinin müşküllerini, bana vazife olarak vermişlerdi. Bu kongreyi biz tertip etmiştik. Bu kongrede de sanayinin müşkülleri vazifesini yine bana verdiniz. Şimdi bu kongreye hazırlanırken, geçen kongrede hazırladığım notları karşılaştırdım. Yüz yedi tane müşkülât göstermiştim, o zamanki konuşmamda. Şimdi bu en son, sanayini bütün müşküllerini kaldırdık diye çıkardıkları 933 sayılı kanun çıkınca, bu sefer saydım 104'e inmiş müşkülât adedi.»
Demek ki 100 sene sonra, bizde müşkülâtlar ortadan kalmış olacak, bu hızla gidersek. Kendi elimizle koyduğumuz müşkülât bunlar... Malî müşkülât ayrı, mevzuat müşkülâtı ayrı...
İBADET AŞKI ÎLE ELE ALABİLMEK
Muhterem kardeşlerim, işte Türkiye'nin sanayileşmesi için, asıl mesele bu arzettiğim hususların yerine getirilmesidir. Fakat bunlardan daha mühim bir iş var: Türkiye'nin sanayileşmesi için en mühim husus, BU DAVAYI İBADET AŞKI ÎLE ELE ALABİLMEDİR. Bakın, ne kastediyorum, arzedeyim: istiklâl Harbi esnasında Ankara'da, Ordu harbe gidebilir mi, gidemez mi meselesi Mecliste münakaşa ediliyor. Birinci Büyük Millet Meclisi karar aldı: Sakarya'dan sonra hücuma ordu çıkabilir mi? diye... Karar şuydu: Konyalı Mehmed Vehbi Ötendi Hazretleri cepheye gidecek. Meclis ona itimat ediyor. Gidecek, bakacak askerlerin haline. Ordu hücum edebilir derse, Meclis de hücum emri verecek. Edemez derse, hücum emri verilmeyecek; tâ ki noksanlar hazırlanıncaya kadar. Ve Vehbi Efendi Hazretleri (Allah Rahmet etsin) gidiyor cepheye askerin haline bakıyor ve ilk mektubu Ankara'ya gönderiyor. Diyor ki: «Geldim, askerin haline baktım: Askerin, daha yanında su taşıyacak matarası yok. Siperinden çıkıyor 500 metre ilerideki çukurdan su içmeye kalkıyor. Bu haliyle hücum edemez. Allah rızası için, şu askerin hücum edebilmesi için, önce suyunu yanında taşıyabilmesi lâzım. Ankara'da, askerin suyunu yanında taşıyabilecek, kap kaçak ne varsa tedarik edip gönderin.»
O zaman tabiî Ankara'da imalât diye bir şey yoktu. Nasıl olur ki, küçücük Ankara. Buna rağmen, Birinci Büyük Millet Meclisi, nasıl bir meclis biliyorsunuz. Bu haber gelir gelmez, herkes evlerine dağılıyor. Ahmed Efendi; evinin dışındaki çinkoyu söküyor. Mehmed Efendi; evinin kenarındaki sacı söküyor. Masaları kuruyorlar. Senin elinden tenekecilik gelirdi, şuna lehim yapabilirsin diyorlar. Daha o gün akşam, güneş batmadan bir de bakıyorsunuz ki, hepsi tamam... Bu ne demek? Bir millet inanırsa, her şeyi başarabilir...
BEŞİBİRLİK
Bundan beş sene önce Sivas'ta, bir bölgesel kalkınma toplantısı yaptık. Doğu Anadolu nasıl kalkınır diye. Oraya gittik, bendeniz Ticaret ve Sanayi Odaları Genel Başkanı olarak gitmiştim. Sivas Ticaret ve Sanayi Odasında bir camekânın içerisinde bir «Beşibirlik» koymuşlar. Bendenize bunu gösterdiler dediler ki, Efendim bakınız, burada bir beşibirlik var. Bu beşibirlik, seksen yaşında bir ninemiz tarafından getirildi. Sivas'ta Demir - Çelik Fabrikasının kurulacağını duydum demiş, O ninemiz, 60 seneden beri, gelinliğimde aldığım, şu beşibirliğimi yastığımın altında saklıyordum. Sivas'ta bir fabrika kurulacağına göre, benim de bu çorbada tuzum bulunsun fikriyle, 60 seneden beri sakladığım bu beşibirliğimi getirdim, hediye ediyorum, diyor. Onlar da almışlar, camekânın içine koymuşlar.
Bu millette kalkınma aşkı, bir kere kuvveden fiille çıkarsa, işte 80 yaşındaki ninesi en önde koşmak üzere, bu büyük sellerin önünde durulamaz aziz kardeşlerim. Türkiye'nin muhtaç olduğu da tarihteki şerefli yerini alabilmesi için işte bu ruhtur. Her şeyden önce, sanayileşmemiz dahi yine buna bağlı kalıyor.
DEVLETİN YAPMADIĞINI BİR GRUP İNSAN YAPTI
Aziz kardeşlerim, biraz önce Gümüş Motor fabrikasına ait bir film gördük. Şimdi sanayileşmeye ait bazı açıklamalarımızın arkasından, Gümüş Motor mevzuuna bir nebzecik tekrar dönelim: Muhterem Kardeşlerim, bu gördüğünüz fabrikanın 1956 senesinde temeli atıldı. Ve 300 tane şu İstanbul’un memleketini, vatanını seven tertemiz insanları, bir bir seçilerek bir şirket kuruldu. 1956 senesinde altı milyon lira para toplandı. Bugünkü değeriyle bu, takriben 2-milyon lira bir paradır. Ara yerden tam 17 sene geçmiştir. Bu para o zaman bir sene gibi kısa bir müddetin içerisinde toplandı. Memlekette bir motor fabrikası yapılsın diye. Devletlerin, hükümetlerin yapamadığı işi, işi, İstanbul’da vatana, memlekete hizmet aşkıyla yanan bir grup insan, bunu biz yapacağız dedi, yola çıktı. Ve bugün gördüğünüz gibi memleketin en büyük makine imalât fabrikasını kurdu. O gördüğünüz fabrikanın içerisinde 3-»'e yakın imalât tezgâhı var. Türkiye'nin imalât sanayiinde, en büyük makina imalât fabrikası hâlâ Gümüş Motor'dur. Ondan daha büyük imalât kapasiteli, makina imalâtı kapasiteli, bir fabrika kurulamamıştır hâlen. O gördüğünüz motorların % 95'i fabrikanın içerisinde imâl edilerek montaj yapılıyor.
Niçin %9 de, %0100 değil derseniz, motorun üzerinde enjektör pompa var, manometre var. Bunlar, motor sanayii ile alâkalı hususlar değil. Ayrıca, diğer bir fabrika içerisinde yapılmak mecburiyetinde. Onun için Gümüş Motor'un içerisinde yapılması imkânsız ve lüzumsuz olduğundan dolayı, % 5 başka fabrikalarda yapılmak üzere, hariç kalmıştır. % 95 piston, sekman, yatak, gömlek bütün bunların hepsi, o vakit, bunları başka imal edecek fabrika olmadığı için 5 Gümüş Motor Fabrikasının içerisinde yapılmıştır. Ve Gümüş Motor Fabrikası dört sene sonra bunları seri halinde imal etmiştir.
İKİ BÜYÜK HADİSE
Gümüş Motor Fabrikası kurulurken iki büyük hadise olmuştur: Bir tanesi, 1951 de çıkan bir karar olmuş, % 40 tazminini istemek olmuştur. Ve 6 milyon liraya çıkması gereken fabrika, 25 milyon liraya çıkmak mecburiyeti ile karşı karşıya kalmıştır. Arkasında bir banka, bu aradaki farkları kapatacak malî bir kaynak olmadığı için, yalnız kendi gayret ve ortaklarına dayandığı için, bu malî imkânını temini bir bir takım müşkülât arzetmiştir. O yılların zaruretinden dolayı. Ama bu akıl havsala almaz müşkülâtı dahi, o fabrika içinde çalışan insanlar gece yarılarına kadar çalışarak üç ay, hattâ hiç aylık almadan çalışarak, ancak kendi gayretleriyle, kendi göğüsleriyle karşılamışlardır. Şu anda da huzurlarınızda, o büyük gayretleri beraberce yaşadığımız kardeşlerimiz var. Huzurlarınızda bakınız, hani iyilik yap denize at derler ya, 17 sene sonra görüyorsunuz, insana teşekkür ediyorlar. EŞREF, başta seri olmak üzere, İbrahim.. (Alkışlar) sen olmak üzere, Eşrefi demin makina ressamı olarak gördünüz filmde, motor gözelerinin filmini çiziyordu. Arkada, İbrahim; ayağa kalk İbrahim!. Gümüş Motorun elektrik mühendisi, (Alkışlar) Şeref orada mı?
Şeref usta! işte Gümüş Motorun en kıymetli elemanlarından biri Ahmed Usta (Alkışlar) Bunlar bu memleketin sanayileşmesinin en büyük kahramanlarıdır. Üç ay hiç aylık almadan her gece saat bire kadar, fabrikada sabahlayan insan bunlar (Alkışlar) Gümüş Motor bu milletin sanayileşme davasında büyük bir hamledir. Tam 17 sene sonra şimdi kıymetinin ne olduğunu yeni görüyoruz. Bilesiniz ki, zaman ilerledikçe bunun kıymeti daha çok anlaşılacak. Ne olmuş? Memleketin en büyük fabrikası kurulmuş. Türkiye'de motor imal edilmiş ve bütün diğer sanayiinin de kurulabileceğine herkes inandırılmış. Asıl büyük kaynak bu «Biz şeftaliden başka bir şey yapamayız» diyordu herkes kongrede. Ama «işte motor yapıldı» deyince hepsinin sesleri kesildi. Ve bugün motor da yapılır, Otomobil de yapılır, hepsi de yapılır, diyorlar. Ancak yine de yapılamıyor. Çünkü motorlar yabancı sermayeye yaptırılmak istendi. Onlar da Türkiye'de motor yapılmasını dolayısıyla geciktirdiler.
ISIRGAN OTLARI BİTMİŞ
Bakınız, geçen seçimden önce, İstanbul’da CYH montaj fabrikasının yanında, sözde motor fabrikasının temeli atıldı. Dört sene önce, şimdi gidin, bakın neler var orada; ısırgan otları bitmiş.. Neden? Çünkü, yabancı sermayeye havale edilmişti. «Kurmayacağız» diye İsviçre’de toplantı yapıp ilân ettiler.
Muhterem Kardeşlerim, arzedeceğim husus şudur: Gümüş Motor gördüğünüz gibi bu memlekette bir çığır açmış fabrikadır. Oraya emeği geçen Motor birçok bakımlardan enteresan bir teşebbüstür. Düşününüz ki, bugün aynen savunduğumuz fikirlerin bir tatbikatıdır. «Yaygın özel sektör» diyoruz. Yani, fabrikalar bir kişinin malı olmasın. Bir tek mutlu azınlığın malı olmasın. Büyük halk kütlerinin malı olsun, diyoruz. O vakit de bunu tatbikatını yapmıştık. Gümüş Motor; 300 tane ortak toplanarak yapıldı ve hiçbirinin hissesi % 5 ten yukarı olmamak üzere tesbit edildi. Gümüş Motor, filmde gördüğünüz gibi derin kuyu tulumbalarını da Türkiye'de yapmıştır.
BÜTÜN BU ZORLUKLARA RAĞMEN
Motor ve tulumba ile Anadolu'nun sulanması gibi, hem sanayiye, hem de ziraat hizmet edelim diye, memleketin en mühim davasını ele almıştır. Bütün müşküllere rağmen 6 milyonluk fabrikanın, 20 milyona çıkması gibi bir müşkülât, 1,961 senesinde, 14 milyon liralık döviz ithaline ait mukavelenin, ihtilâlden sonra bir takım cahiller tarafından feshedilmesine rağmen makinaları teslim eden ecnebî memleket, 10 ayda teslim edeceğim dediği halde, 3 senede teslim edememesine rağmen.. Bunlardan her bir tanesi, bir fabrikanın iflâsına yeter de artar bile aslında. Bütün bu zorlara göğüs germiş, inancıyla bunların hepsini başarmış ve bu gün memlekete en büyük fabrikayı kazandırmıştır. B uğun Gümüş Motor dışarıya motor ihraç ediyor. Aynı motorlar, bundan 17 sene önce bizim yaptığımız motorlar, bugün yapılıyor, ihraç ediliyor ve bu ihracattan da memlekete döviz getiriliyor. Gümüş Motorda en mühim husus, fabrikanın mamulleri bittiği zaman, bunları memlekette satabilmek için yapılan mücadele olmuştur. O vakte kadar bütün motor ithalâtçılarını davet ettik: «Geliniz, fabrikanın satışlarını siz yapınız. Bizim maksadımız bu işi istismar ederek kâr etmek değil. Bu memlekette motor imal edilsin. Bu dâvayı isbat için yola çıktık. Biz imal edelim, siz efe satın» dedik.. Heyetler geldiler, gezdiler, sonra arkadan haber aldık: «BİZ GÜMÜŞ MOTOR'-UN MOTORLARINI SATMAYACAĞIZ. BİLAKİS BU FABRİKANIN YÜRÜMEMESİ İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ» DİYE KARAR ALMIŞLAR. ÇÜNKÜ 67 TANE MOTOR İTHALÂTÇISININ İÇERİSİNDE İSMİ TÜRK İSMİ OLAN 3 KİŞİ VARDI. Yıllarca kotalardan çıkartılamadı. Fabrika motor imal ediyor, dışarıdan getiriyorlar.
6700 LİRADAN 2800 LİRAYA
Biraz önce filmde gördüğünüz 9 beygirlik motor-6700 liraya satılıyordu piyasada, Gümüş Motor bunlara 5000 lira fiat koyar koymaz, 4200 liraya indirdiler. Gümüş Motor fiyatı 4000 liraya indirdi, Onlar 3500 yaptılar. Gümüş Motor 3500 e indirdi, onlar fiyatı 2800 e düşürdüler. Türkiye'nin sanayileşme davası, zannettiğiniz kadar kolay bir iş değildir, işte bütün bu mücadeleden sonra, memleketteki bu mekanizmanın, MİLLİ GÖRÜŞ'e göre ayarlanabilmesi için, bildiğiniz gibi bizler, Gümüş Motor'dan Türkiye Odalar Birliğine geçmeye mecbur kaldık. Çünkü günün birinde Marpuççular'dan birisi çıktı geldi. İsmi Avram'-mıydı, Mişon'muydu hatırlamıyorum. Dedi ki: Efendim sizin fabrikanız mamullerini dışarıdan ithâl ediyorlar diye şikâyet ediyorsunuz. Daha doğrusu zorlukla karşılaştınız değil mi? Evet dedim. Efendim ben onları sizin için kotalardan çıkarttırayım, dedi. Sen kim oluyorsun da kotalardan çıkarttıracaksın. Kotalar, Bakanlar Kurulu Kararnâmesidir, dedim. «Hayır efendim, ben çıkarttırırım» dedi adam. Ama, sen bana şu kadar para ver dedi. Biz sana para veremeyiz dedik. Yıllarca uğraştık, kotalardan çıkarttırmak için. Arkadan, Allah’a şükür, kotalardan çıktı. Uzun uğraşmalardan sonra... Fakat bunu çıkarttırabilmek için, Odalar Birliğinin içinde olmak gerekirdi. Onun için oraya geçtik. Kotaları hazırlayan heyetin başkanı olduk. Fakat bir de baktık ki, o heyetin başkanı da olsan, kotaları bizim anladığımız manâda Millî Görüşe göre gene hazırlayamıyoruz. Niçin? Başka mekanizmalar var da onun için.
NETİCE
ŞİMDİ MİLLİ SELÂMET NE, BİLİYOR MUSUNUZ? BÜTÜN BUNLARIN HEPSİNİN TOPTAN HALLEDİLMESİ DAVASIDIR. ÇÜNKÜ MİLLİ SELÂMET, İNŞALLAH BU İŞLERİN HEPSİNİ KÖKÜNDEN HALLEDECEKTİR. (Alkışlar) TÜRKİYE'DE BiR MOTOR İMALÂTINI YAPAYIM DERSENİZ, BU İŞİN KÖKÜ GELİR MİLLÎ SELÂMETTE TOPLANIR VE BİLESİNİZ Ki HANGİ İŞE BAŞLASANIZ ONUN SONU GELİR GELİR MİLLÎ SELÂMETTE TOPLANIR. HABERİNİZ OLSUN! Muhterem kardeşlerim, vaktimiz çok ilerledi. Bendeniz sizleri daha fazla tutmayı uygun görmüyorum. Yüksek müsaadelerinizle burada konuşmalarımı kapatırken, bize böyle güzel bir akşamı hazırlamış olmalarından dolayı, «MİLLÎ GAZETE» yöneticilerine huzurlarınızda teşekkür etmeyi bir vazife sayıyorum.
