E. Tümg. Turhan OLCAYTU
ASELSAN Yönetim Kurulu Baş Danışmanı

Türk Ulusu, yüzlerce yıl "İrade-i Seniye'ye" (Sultan İradesine) bağımlı olarak sürdürdüğü siyasal yaşamına 23 Nisan 1920 günü, bundan 79 yıl önce, son vererek "İrade-i Milliye" (Ulusal İrade) dönemini başlatmış, Türk Ulusu bu atılımıyla halkın egemenliğine dayanan bir siyasal rejim sistemini kabul etmiştir.

Ulusal Egemenliğin iki ayağı vardır: Bunlar "İç egemenlik" ve "Dış egemenlik"tir.

İç Egemenlik: Bir devletin kendi siyasal sınırları içerisinde, kendi koyduğu yasalarının ve buna dayanan hukuk düzeninin kesin olarak herkes için aynı şekilde uygulanmasıdır. Bu anlayış; devletin kendi içinde kendisine rakip bir güce yer vermeyen devlet kudretini ifade eder. Bu kudret hem hukuki, hem fiili (eylemli) ve hem de adil bir kudrettir.

Dış Egemenlik: Bir devletin dışa karşı tam bağımsızlığını veya dış ilişkilerde diğer devletlerle karşılıklılık esasına dayanan eşitliğini ifade eder. Ancak, şurasını da belirtmeliyim ki ülkelerin dış ilişkilerinde gözettikleri "tam bağımsızlık" kavramı, yeni dünya düzeninin "evrenselleşme" ve "küreselleşme" anlayışları karşısında eski gücünü giderek yitirmekte ve karşılıklı bağımlılıklar yönünde bir değişim göstermektedir. Değişim uluslararası karşılıklı olarak imzalanan çok sayıda ve çok çeşitli konulardaki antlaşmalardan kaynaklanmaktadır.

Cumhuriyet Döneminde Egemenlik

Ulusal yazgımıza Atatürk'ün el koyduğu güne kadar devam eden Osmanlı Devleti, son yüzyıllar içerisinde içine itildiği azınlık sorunları ve tek yanlı işletilen hukuki ve ekonomik alanlardaki kapitülasyonlar nedeniyle egemenliğini hem içeride hem de dışarıda geniş ölçüde kaybetmiş, bu yüzden de yarı sömürge durumuna düşürülmüştü.

Bugün parlamentomuzun duvarında bütün haşmetiyle duran "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir." ilkesi ulusal-demokratik-laik-çoğulcu bir sosyal hukuk devleti oluşumumuzun ön koşulunun ifadesidir.

Ulusal birliğimizin sağlanmasında, demokrasimizin sürekliliğinde, kişilerin siyasal hak ve özgürlüklerinin korunmasında ve insan haklarının yüceltilmesinde, "egemenlik ilkesi" vazgeçilemez (olmazsa olmaz) bir anlayışın kabulünü ortaya koymaktadır.

Osmanlının teokratik (dinsel) devlet anlayışındaki "ilahi iradenin" yerine "ulusal egemenlik" ve ona can ve kan veren "ulusal iradenin" konmasıyla laikliğin ön koşulu oluşturulmuştur.

Türk Ulusu bu anlayış içerisinde hep birlikte ve Atatürk'ün önderliğinde ayağa kalkmış, önce saltanatı ve sonra hilafeti yıkmış, tarihte ilk kez veliaht olmayan bir evladını (Mustafa Kemal Paşayı) kendi özgür iradesiyle TBMM Başkanlığı makamına seçmiş ve bundan sonra Padişah fermanları ve Şeyhülislam fetvaları yerine kendi parlamentosunun kabul ettiği yasalarla yönetilmeye başlanmıştır. Bu görüş ve düşüncelerle "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olarak kutladığımız Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılış günü olan bu önemli siyasal olayın Türklük dünyasındaki tarihsel yerini şöylece tespit etmek mümkündür.

TBMM ve 23 Nisan Neyi İfade Eder?

Bu meclis, ilk kez bir padişah onayı ve iradesi dışında açılan ve o iradenin onayına gerek duymadan kendi Başkanını ve Hükümetini seçerek çalışmaya başlayan; ulusal çıkarlardan başka hiçbir iç ve dış etkinin altında kalmadan faaliyet gösteren bir meclistir.

Demokrasi deneyimi fazla olmayan bir ulusun kendi içinden çıkardığı ve gerçek anlamıyla da demokrasinin altyapısını oluşturan ulusun iradesini ve ulusal egemenliği temsil eden bu meclis, tarih süreci içerisindeki ulusal yaşantımızda parlamenter demokratik rejimin güzel bir örneğini vermiştir.

Bu meclis, Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra ve Yunanlılar'ın İzmir'i işgalini izleyen dönemde, bir merkeze bağlı olmaksızın meydana çıkan Kuvva-i Milliye (Ulusal Güçler) harekatını meclis emrine alarak tek elde toplamış, Mustafa Kemal Paşanın önderliğinde düzenli bir ordu kurmayı, padişah ve İstanbul Hükümeti'nin kışkırttığı iç isyanları bastırmayı ve Ulusal Birliğimizi sağlamayı başarmıştır.

Atatürk'ün eşsiz dehası, güçlü kişiliği, seçkin devlet adamlığı ve erişilmez askeri yetenek ve komutanlık nitelikleriyle kaynaşıp özdeşleşen bu meclis, Bağımsızlık Savaşımızın yönetiminde, zaferin kazanılmasında Türk Ulusunun dayandığı başlıca güç olmuştur.

Bu meclis, Osmanlı Devleti'nin yıkılışını belgeleyen Mondros Ateşkes Antlaşması'nı ve Sevr'i yırtarak onun yerine ulusal bağımsızlığımızı ve Türklüğün şerefini kurtaran Lozan Antlaşması'nı koyan çok onurlu bir görev ifa etmiştir.

23 Nisan, yıkılarak tarih sayfasından silinen Osmanlı Devleti'nin yerine yeni bağımsız bir Türk Devleti'nin kuruluş günüdür. Bugün, aynı zamanda mazlum ulusların yaşamında ve kurtuluşunda da bir dönüm noktası olmuştur.

23 Nisan, evrensel boyutta etkiler göstererek uluslararası önemli bir sürecin başlatılmasında, sömürgeci emperyalist devletlerin mazlum uluslar üzerindeki kıskacının parçalanmasında tarihi bir başlangıç olmuş, günümüzdeki siyasal dünya coğrafyasının oluşumunda da örnek ve yol gösterici bir rol oynamıştır.

23 Nisan, padişaha "Kulluk Görevinden" başka hiçbir hakkı bulunmayan Türk Ulusunu Teb'alıktan (padişah uyrukluğundan) vatandaşlığa yükseltmiş, ümmet ve cemaat halinde yaşantısını sürdüren Türk toplumunu uluslaştıran bir siyaset atılımının da ilk günü olmuştur.

23 Nisan, padişahın mülkü olarak kabul edilen "Memalik-i Osmaniye'yi" vatan düzeyine çıkaran ve padişahın kişisel iradesine "İrade-i Seniye'ye" bağlı bir devlet anlayışı yerine laik, demokratik bir Cumhuriyet rejimini getiren bir günün tarihidir.

23 Nisan, ırk, dil, din, cinsiyet ve mezhep ayrımına yer vermeyen ve "Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Ulusu denir" anlayışını kazandıran bir dönemin başlangıcıdır. Şunu hemen belirtmeliyim ki, Kurtuluş Savaşımıza fiilen katılan bağımsızlık savaşı dönemimizdeki Türkiye halkı, bugünkü Cumhuriyetimizi kuran, bizlere kazandıran ve emanet eden halktır.

Atatürk'ün gözündeki Türk Ulusu işte bu özlü sözün içinde yatmaktadır. Bugün Türk Ulusunu ırk, dil, din, cinsiyet açısından bölmeye çalışanlar ya da bu görüşü benimseyenler bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşımıza katılmış bulunan, Cumhuriyetimizi kuran bugünkü Türkiye halkına hakaret ve hatta ihanet ettiklerini bilmelidirler. Cumhuriyetimizi onlar kurdu. Biz yüceltip sonsuza dek yaşatmaya Ulusça kararlı ve azimliyiz.

23 Nisanın bu temel felsefesine ve anlayışına sahip çıkmalıyız. Çünkü 1920'lerin Türkiye halkı ya da onun çocukları günümüzde de yaşamaktadır ve bu halkın tümü hiç kuşkusuz Türk Ulusunun eşit haklara sahip şerefli bireyleridir. Bu vatan hepimizin vatanıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti hepimizin devletidir. Ülkemizin ormanları, dağları, nehirleri, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri hepimizin ve bu vatanda yaşayan herkesin ortak malıdır. Bu mal, hiçbir ayrılıkçı düşünceyle parçalanamaz, bölünemez ve bölüşülemez. Buna Türk halkı ve Türk Ulusu asla izin veremez ve bunu hoşgörüyle karşılayamaz. Bu böyle bilinmelidir…

23 Nisan, Türk Ulusal birliğinin sağlandığı, sınırları Misak-ı Milli ile saptanan Türk Vatanının kurtarıldığı; Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu günün iki kelime ile ifadesidir.

23 Nisan ve Ulusal Egemenlik, Atatürk ilke ve devrimlerinin kilit taşını oluşturur. Bu nedenle ilke ve devrimlerin herhangi birinden ödün verenler, ulusal egemenlik haklarımızdan da ödün vermiş ve buna saldırmış olurlar.

Özetle 23 Nisan, Türkün Ulusal kimlik ve benliğini, kültürünü, örfünü ve geleneklerini saklı tutarak ulusumuzu çağdaş ve evrensel değerlerle bütünleştiren, bütün uygar uluslarla eşit ve insanlık aleminin seçkin ve şerefli bir üyesi durumuna yükselten bir tarihi gösterir.

23 Nisan, ümmet olma durumundan Ulus/Devlet olduğumuz bir günün de adıdır. Bu nedenlerledir ki, 23 Nisanın sonsuza dek yaşatılması için bu tarihi gün Atatürk tarafından Türk çocuklarına ve çocuklarımızın şahsında bütün dünya çocuklarına armağan edilmiştir. Bu tarihi günün 79. yılı kutlu olsun….