Mustafa Kemal Ataturk'den,
Esas Türk
milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak
yaşamasıdır. Bu esas ancak tam
bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. Ne kadar
zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun bağımsızlıktan
mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak
olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık olamaz.
Yabancı bir
devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden
mahrumiyeti, beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey
değildir. Gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş
olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi
getirmelerine asla ihtimal verilemez.
Halbuki Türk'ün
haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet
esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.
Bundan ötürü, ya
bağımsızlık, ya ölüm!... 1919
(Nutuk I, S. 13)
Arzumuz
dışarıda bağımsızlık, içeride
kayıtsız ve şartsız millî egemenliği korumadan
ibarettir. Millî egemenliğimizin hattâ bir zerresini bozmak niyetinde
bulunanların kafalarını parçalayacağınızdan
eminim. 1923
(Atatürk'ün S. D. II, S. 71-72)
"Biz barış istiyoruz" dediğimiz zaman "tam bağımsızlık istiyoruz" dediğimizi herkesin bilmesi lâzımdır. Bunu istemeye hakkımız ve kudretimiz vardır. On sene, yirmi sene sonra aşağılaşarak ölmekten ise şimdiden şeref ve haysiyetle ölmeyi üstün tutmalıyız. 1923
(Atatürk'ün S. D. II, S. 89)
Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye liyakat kazanamaz.
(Nutuk)
Egemenlik, hiçbir mâna, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve işarette ortaklık kabul etmez. 1922
Millî egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmağa mahkûmdurlar. 1929
Bir millet, varlığı ve hukuku için bütün kuvvetiyle, bütün fikri ve maddî güçleriyle alâkadar olmazsa, bir millet kendi kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse şunun, bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz. Millî hayatımız, tarihimiz ve son devirde idare tarzımız, buna pek güzel delildir. Bu sebeple teşkilâtımızda millî güçlerin etken ve millî
iradenin hâkim olması esası kabul edilmiştir. Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Millî egemenlik...1920
Kendilerine bir milletin tahili bırakılan adamlar, milletin kuvvet ve kudretini yalnız ve ancak yine milletin hakikî ve elde edilmesi mümkün menfaatleri yolunda kullanmakla görevli olduklarını bir an hatırlarından çıkarmamalıdırlar.
Bu adamlar düşünmelidirler ki, bir memleketi zabt ve
işgal etmek o memleketin sahiplerine hâkim olmak için kâfi değildir. Bir milletin ruhu zabtolunmadıkça,
bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça, o millete hâkim
olmanın
imkânı yoktur. Halbuki asırların getirdiği bir millî ruha,
hiçbir kuvvet mukavemet edemez. 1924